Batı Sahra’da Yeni Bir Dönemece mi Giriliyor?

Birleşmiş Miller’in (BM) birebir içinde bulunduğu fakat çözüme kavuşamayan Batı Sahra sorununda örgütle ilintili birtakım gelişmeler yaşanmakta; 7 yıllık kısırdöngü sonrasında yeni bir dönemece mi girildiği sorusu akıllara gelmektedir. Son dönemdeki gelişmelerin BM merkezli okunması, Batı Sahra sorununun özünün ve neden 40 yılı aşkın bir süredir çözülemediğinin anlaşılmasında kilit öneme sahiptir.

Birinci olay, BM Genel Sekreteri’nin Batı Sahra Özel Temsilcisi Christopher Ross’un istifa etmesidir. İkinci gelişme, BM Güvenlik Konseyi’nin Batı Sahra’da görüşmelerin yeniden başlamasını hedefleyen kararı oylayacak olmasıdır. Her iki durum da, sorunun tarafları olan Polisario Cephesi’ni (PC) ve Fas’ı dahil ederek incelenmelidir; çünkü bu, süreçte hukukî unsurların mı siyasal unsurların mı öne çıkarıldığına işaret etmesi dolayısıyla, ileriye dönük tahminlerde bulunma imkânı sağlamaktadır.

Ross, 8 sene yürüttüğü görevinden istifa etmiştir. Tarafları sorunu çözmeye, BM’nin çizdiği çerçeveye uymaya, görüşme masasına oturtmaya ikna edememiştir. Buna ilaveten Fas’ın çeşitli politikalarının da Ross’un istifasını vermesinde etkili olduğu düşünülmektedir. Rabat; Ross’un PC yanlısı olduğunu öne sürmüş ve faaliyette bulunmasını zaman zaman zorlaştırmıştır. Örneğin; Ross’un görüşmeleri tekrardan başlatmak amacıyla bölgeye yaptığı ziyarettte kendisiyle görüşmeyeceğini açıklamıştır.

PC, istifanın Fas’ın uygulamakta olduğu siyasetten kaynaklandığını savunmaktadır. Krallığın 2012’den beri çözüm sürecini kilitlediğini öne sürmektedir. PC, Ross’un yukarıda bahsedilen ziyaret talebini olumlu karşılamış ve işbirliğine hazır olduğunu açıklamıştır.

Ross’un istifası; kendisinin, PC’nin, Fas’ın ve BM’nin yaklaşımını tartışmaya açmıştır. Tarafların uzlaşmaz tutumlarının yanında BM’nin soruna yaklaşım biçiminden, sunduğu siyasi ve hukuki çerçevenin sorunlu olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan Ross’un istifası bir ilki teşkil etmemektedir; önceki temsilcilerden James Baker da benzer gelişmelerden sonra istifasını sunmuştur. Problemli yapı, mevcut döneme has bir özellik değildir.

Bir diğer önemli adım, 26 Nisan tarihinde BM Güvenlik Konseyi’nin görüşmelerin tekrardan başlatılmasına dair kararı oylayacak olmasıdır. Bununla beraber BM Genel Sekreteri’nin 10 Nisan 2017 tarihinde Batı Sahra’daki son gelişmeleri ele alan raporu yayınlanmıştır. Raporun ve oylamanın beraber değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

Antonio Guterres, yeni bir yaklaşımla müzakereleri yeniden başlatmayı planladığına raporunda yer vermiştir. Guerguerat da[1], PC’nin askerî birliklerini çekmesi için BM Güvenlik Konseyi’ni devreye sokmuştur. BM Genel Sekreteri Guterres, Fas’ın askerlerini çektiğini belirterek Cephe’nin askerlerini çekmemesi durumunda istenmeyen olayların yaşanabileceğine dair uyarıda bulunmuştur. Ayrıca Cezayir ve Moritanya, müzakerelerin başlatılmasına ve ilgili süreçte önemli katkı yapmaya çağrılmıştır. Fas’ın bu bağlamda, son raporun öncekilere göre daha objektif ve gerçekçi olduğunu öne sürmesi anlaşılır olmaktadır.

Dolayısıyla, oylamaya sunulan kararda müzakerelerin başlatılmasının yanında PC’ye tampon bölgeden askerlerini çekme çağrısında bulunulması da sürecin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Fas’a desteği ile bilinen Fransa, ilk önce ele alınması gereken konunun PC’nin askerlerini çekmesi olduğunu belirtmektedir. Yeni bir momentumun sağlandığını ifade etmesi Ross’un istifasıyla beraber düşünülünce, BM’nin giderek daha fazla Fas yanlısı bir tutum mu takınacağı hususu düşündürücü olmaktadır. Moskova’nın metnin tarafsız olmadığını vurgulaması bu noktada önem teşkil etmektedir. Diğer yandan Konsey’in Rabat’a herhangi bir konuda çağrıda bulunmaması durumunda kararın, çözüm sürecine etkisinin ve dolayısıyla Konsey’in tarafsızlığının eleştirileceği düşünülmektedir.

Kararın kabul edilmesi, yani görüşmelerin başlaması durumunda ne beklenebilir? Guterres’e göre müzakerelerde her iki tarafın görüşlerine, önerilerine hitap edilmesi gerekmektedir. Fakat görüşmelerin, çetin ve zorlu bir süreç sonucunda iki tarafın önerilerini temsil edebilecek niteliğe kavuşabileceği düşünülmektedir. Örneğin PC salt kendisinin ve Fas’ın görüşmelerde taraf olduğunu açıklarken Rabat, Cezayir’in de taraf olarak müzakerelere katılması gerektiğini söylemektedir. PC, BM’nin sorunu ele alınışını hatırlatmaktadır. BM Dekolonizasyon Komitesi, muhtar olmayan ülke (non-self governing territory) olarak kabul edildiğine; bu bağlamda self-determinasyon hakkının aralarında bağımsızlığın da seçenek olarak bulunduğu referandum ile çalıştırılması gerektiğine dikkat çekmektedir. Öte yandan Fas, müzakerelerin nihaî siyasi anlaşma ile sonuçlanması gerektiği görüşünü sürdürmektedir. Rabat’a göre Batı Sahra bölgesi kendi toprağıdır; bölgenin kendi sınırları içerisinde kalarak otonomiye sahip olması, müzakerelerin yürütüleceği tek temeldir.

Sonuç olarak; ortaya konulan veriler ışığında çözümsüzlük kısır döngüsünün bu sefer kırılması yakın bir ihtimal olarak değerlendirilmemektedir. Örneğin Fas’ın Batı Sahra’nın bağımsızlığını reddetmesinin yanında Cezayir’i resmen müzakerelerin içine taraf olarak sokması çözüm sürecini daha da zorlaştırabilir; çünkü devreye iki devlet arasındaki sorunların girmesi ve dolayısıyla sürecin uzaması kuvvetli bir ihtimaldir. Bilindik pozisyonlarda ısrar edilmesi “yeni bir momentumun” yakalanması tezini ve mevcut dönemde ne kadar ilerleme sağlanabileceğini tartışmaya açmaktadır. BM’nin, tarafların “eskinin yenisi” bir tutum takınmaları yüksek bir ihtimaldir. Statükonun gerginliği arttırdığı ise bir gerçektir. Son zamanlarda silahlı mücadeleye tekrardan başvurabileceğini dile getiren PC’nin askerî yönden dikkatleri üzerine çekmesi, kısır döngünün olumsuz etkisini hatırlatması açısından dikkate değer bir gelişmedir.


[1] Moritanya sınırı yakınında bulunan Guerguerat’ta taraflar arasında gerginlik artmış; sorunun uzun süredir sessiz kalan askerî-güvenlik boyutu tekrardan gündeme gelmiştir. Fas birlikleri kendi bölgelerinin dışına çıkmış karşılığında da PC askerî birliklerini konuşlandırmıştır.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Ceren GÜRSELER
Dr. Ceren GÜRSELER
2003 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden onur decesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "The Islamic Rhetoric of the Palestine Liberation Organization (Filistin Kurtuluş Örgütü'nün İslami Söylemi)" başlıklı teziyle aldı. Doktorasını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Afrika Örf ve Adet Hukukunda Self-Determinasyon Hakkı" başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı'nda yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Afrika ve Arap Ülkeleri Araştırmacısı, Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde Dış İlişkiler Uzmanı, Çankaya Belediyesi'nde Dış İlişkiler Uzmanı olarak çalışmıştır. Afrika ülkeleri siyaseti, Afrika siyaseti, Filistin sorunu, self-determinasyon, siyasal İslam, uluslararası hukuk, terörizm ve Afrikalı-Amerikan çalışmaları başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır.

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,718TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz