Avrupa’nın ABD’nin Tek Taraflılığıyla Sınavı: İran ve Filistin Örneği

Avrupa’da özellikle son zamanlarda giderek öne çıkan İran’ı ve Filistin’i destekler tavırlar akla “Yaşlı kıta, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)  karşısında uluslararası alanda öne çıkabilir mi?” sorusunu getirmektedir. Başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinin söylemleri, diplomatik faaliyetleri ve diplomasi araçlarının kullanımı, ABD’yle kıyaslandığında özellikle İran ve Filistin konusunda Brüksel ve Washington arasındaki tutum farklılıklarını ortaya çıkarmaktadır.

Gerek İran’da rejim karşıtı gösterilere temkinli yaklaşması gerekse de Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı (KOEP) destekleyen tavrı bu yorumu desteklemektedir. Washington; nükleer anlaşma, bölgesel politika, insan hakları ihlali ve terörizme destek gibi konularda Tahran’ı sert bir dille eleştirmekte ve suçlamaktadır. Konjonktürün İran için giderek önem kazandığı, zeminin kayganlaşabildiği bir ortamda Avrupa’nın tavrı ilgiyle takip edilmektedir.

İran dışında farklı politikaların izlendiği bir diğer Ortadoğu sorunu olan Filistin konusunda da Avrupa, ABD’nin karşısında yer almaktadır. Mahmud Abbas liderliğindeki Ramallah yönetimi, Avrupa ve Japonya gibi ABD’nin dışında kalan uluslararası toplumun önde gelen aktörlerini barış sürecine dahil etmeyi amaçlamaktadır.

İran ve Filistin, ABD’nin tek taraflı siyaseti karşısında Avrupa ülkelerinin desteğine ihtiyaç duymaktadır. İran’a uygulanan uluslararası izolasyona son verilmesi ve Filistin devletinin kurulması gibi ana hedeflerin gerçekleşmesinde Avrupa’nın vereceği destek, ABD’ye nazaran misliyle azdır; fakat Batı Dünyası’ndan destek verilmesi Filistin ve İran için de önemlidir. Tahran yönetiminin önünde protestolarla verilen sınavın yaralarının sarılması ve KOEP’in geleceği gibi sorunlar bulunmaktadır. Filistin’de ise iki devletli çözüm neredeyse resmen çökme noktasına gelmiş; hatta çökmüştür. Washington-Riyad arasında İsrail’le yakınlaşma ya da işbirliği yapma konusunda uyum olması, Filistin ve İran meselelerinin beraber ele alınmasına neden olmaktadır. Tel Aviv-Riyad-Washington bağlantısı hem İran’ı hem de Filistin’i sınırlayan bir adımdır. İşte bu noktada Avrupa’nın önemi daha da anlaşılmaktadır.

Arka Plan

İran, son günlerde önemli sınavlardan geçmektedir. Rejim karşıtı protestolarla kendi sınırları içinden ve dışından eleştirilere maruz kalmıştır. ABD Başkanı Trump ve yönetimi, gösterileri destekleyerek; Tahran yönetimini sıkıştırmaya devam etmiştir. Benzer bir tepki de Netanyahu yönetiminden gelmiştir. ABD ve İsrail karşısında İran yönetimini destekleyen ülkeler de olmuştur. Türkiye, Rusya ve Fransa bu bağlamda en fazla öne çıkan ülkeler arasında sayılabilir. Gösterilerin barış içerisinde yapılması gerektiği ifade edilirken İran’ın iç işlerine yapılacak olası müdahaleye karşı çıkılmıştır.

Gösterilerin yanında ABD’nin nükleer anlaşmadan çekileceği iddiaları ve yorumları eş zamanlı olarak gündemde yer almıştır. Trump’ın gerek gösteriler gerekse de KOEP üzerinden Tahran’a yönelttiği sert eleştiriler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)’nin toplantısında da devam etmiştir. ABD’nin Avrupa’daki müttefikleri Fransa, İngiltere ve Almanya; Trump’a anlaşmaya saygı göstermesi konusunda baskı yapmıştır.

Avrupalı liderlerin söylemlerinin yanı sıra çeşitli faktörlerin de etkisiyle Trump, anlaşmaya bağlı kalacağını açıklamıştır. Fakat ABD Başkanı, bunu yaparken İran’ı ve KOEP’in geleceğini tehdit etmekten de geri kalmamıştır. İran’a yeni yaptırımlar uygulayarak KOEP’i son kez uzattığını; yeniden müzakere edilmesi gerektiğini savunarak Avrupalı liderlere seslenmiştir. Hem İran’a hem KOEP’i destekleyen Avrupa ülkelerine hem de Rusya ve Çin’e anlaşmanın gözden geçirilmesi bağlamında 6 aylık süre tanımıştır.

Filistin’de ise Abbas liderliği, Oslo sürecinin artık sona erdiğini açıklayarak; Beyaz Saray’ın attığı adımların çok tehlikeli olduğunu öne sürmüştür. Trump yönetiminin Filistin-İsrail barış girişimini “yüzyılın tokadı” olarak tanımlamış ve Washington’dan gelecek barış planının hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğinin altını çizmiştir.

Analiz

ABD’nin attığı adımların, şiddeti ve istikrarsızlığı doğrudan ya da dolaylı olarak tetiklediğinin göstergesi; son dönemde meydana gelen Filistin ve İran’daki protestolardır. Aynı zamanda Trump’ın tek taraflı politikaları izlemeye ve tek taraflı adımlar atmaya ne kadar istekli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.

Filistin konusunda yaşanan gerginliğin yeniden şiddete dönüşmesi; Trump’ın Kudüs kararının protesto edilmesinde kendini göstermiştir. Filistinli göstericiler ve İsrail güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalar devam ederken; bu olaylar kimi zaman ölümle sonuçlanmıştır. Beyaz Saray’ın tek taraflılığının bir uzantısı olarak salt Filistin’e baskı yapma durumu da sürmektedir. Barış masasına oturmadığı gerekçesiyle Birleşmiş Milletler (BM), Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’na yaptığı yardımların kesileceğine dair tehditkâr söylemlerde bulunmuş ve bunu gerçekleştirmiştir.

Filistin ise yukarıdaki gelişmelere karşın olabildiğince uluslararası kesime seslenmeye ve kendine partner/müttefik bulmaya çalışmaktadır. Filistin yönetimi, BM’yle bağlantılı ya da bağlantısız birçok uluslararası anlaşmaya ve sözleşmeye taraf olmaya hazırlanmaktadır. ABD’nin İsrail yanlısı ve tek taraflı siyaseti karşısında AB’nin veya Japonya’nın desteği aranmakta ve özellikle Avrupa’nın arabuluculuk rolü üstlenmesi istenilmektedir. Çünkü Avrupa, Filistin’e destek verirken; bir yandan da iki devletli çözüme yani İsrail’in varlığına “sahip çıkmaktadır”. Nitekim Avrupa, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesi yönündeki kararını reddetmiştir. Yahudi yerleşimlerine de karşı çıkarken Trump Amerika’sının bu konuda Tel Aviv’i desteklediği bilinmektedir.

İran’da toplumsal alanda ve rejim bazında Avrupa’ya tepkinin Washington’a kıyasla nispeten olumlu olduğu söylenebilir; bu alanda değerlendirmeler yapılabilir. Örneğin, Trump ve yakın çalışma ekibinin göstericilere destek vermesi göstericilerin bir kısmı tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Aynı zamanda ülkeye yaptırım uygulanması ve bu yaptırımlar için dile getirilen “rejimin insan haklarını ihlal ettiğine dair gerekçeler” İran toplumunun bir kısmı tarafından Washington’ın ikircikli siyaseti olarak yorumlanmaktadır.

KOEP cephesinde ise Avrupa ve İran aynı doğrultuda gözükmektedir. Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, anlaşmaya gerekli saygının duyulması gerektiğini taraflar Brüksel’de bir araya geldiği sırada ifade etmiştir. Tahran da nükleer anlaşmanın yeniden müzakere edilmesini yönündeki ifadeleri kabul etmemektedir. İran, KOEP bağlamında sadece bir tarafın kendisini desteklediğini; ama bazı kesimlerin bu anlaşmadan çıkarı olduğunun altını çizmektedir. Böylelikle ABD’nin anlaşmaya uymadığını ve bunun İran’ın ulusal çıkarlarını çiğnediğini vurgulamaktadır. Böyle bir söylemde bulunmak, İran’ın da KOEP’ten çekileceği ve nükleer programına daha fazla odaklanacağı anlamına gelmektedir ve Washington-Tahran hattını gergin tutmaktadır.

 Öngörü

Yukarıda belirtilen İran ve Filistin konularında Avrupa’nın istediği takdirde rol üstlenebileceği düşünülmektedir. Avrupa, faaliyetlerde ve söylemlerde öne çıkarak; ABD ve diğer taraflar arasındaki gerginliği azaltmaya çalışabilir. Bunun dışında Washington’ın yerine diplomatik faaliyetler yürütebilir.

Trump, tek taraflı adım atabildiğini Filistin sorunu, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı ve iklim politikalarında; özellikle de Paris İklim Anlaşması’ndan ayrılmasında göstermiştir. Bu konularda seçim vaatlerinde bulunmuş, kampanyasında kullanmıştır. Aynı durum KOEP için de geçerlidir. Seçim kampanyasında ve vaatlerinde anlaşmayı eleştirmiş ve ABD’nin çıkarına olmadığını iddia etmiştir. Bu yüzden önümüzdeki 6 ay içerisinde yine gündemde KOEP, ABD’nin çekilme ihtimali, İran’ın KOEP’ten çekilme de dahil olmak üzere vereceği tepkiler ve Avrupa’nın arabuluculuk girişimleri gündemde olabilir. Rejim karşıtı protestolarda ve aynı döneme denk gelen KOEP görüşmelerinde Avrupa’nın öne çıkan ılımlı tavrını önümüzdeki günlerde de sürdüreceği tahmin edilmektedir.

ABD, KOEP’ten çekilirse gözler Avrupa’da olacaktır. Washington’ın müttefikleri olan Fransa ve İngiltere’nin bu noktada atacağı adım önem arz edecektir. ABD’nin tarafına geçebilir ya da KOEP çerçevesinde uluslararası işbirliğinin, diplomasinin ve çok taraflılığın önemine dikkat çekerek İran’ın izolasyonuna karşı çıkabilir. Diğer yandan füze geliştirme ve Ortadoğu’daki politikaları sebebiyle İran’ın dönem dönem Avrupa tarafından eleştirildiği unutulmamalıdır. Nükleer program konusunda Avrupa, İran’a olan desteğini belirtirken bazı konularda da İran’ı eleştirmeye devam edecektir. Washington’ı yumuşatma adına bu konularda İran’dan taviz bekleyebilir.

Nükleer denklemin diğer ucunda bulunan Tahran’ın ise KOEP’in uygulaması hususunda Avrupa’ya güvenmeye devam edeceği düşünülmektedir. Fakat bu noktada iki aktör; yani hem AB hem de Tahran temkinli davranacaktır. AB’nin ABD’ye ne kadar karşı geleceğini kestiremeyen Tahran, her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olmaya çalışacaktır. Örneğin 2003-2005 dönemi nükleer müzakerelerde ABD, AB’yi görüşmelerin nasıl bir yönde ilerleyeceği konusunda etkilemiştir. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Avrupalı liderlere baskı yapmış ve görüşmeler sona ermiştir. KOEP’ten çıkma ihtimali, İran için de geçerlidir. Şayet böyle bir adım atmazsa Tahran, Avrupalılarla işbirliğini sürdürmeyi amaçlayacaktır. Yeni yaptırımlar karşısında Avrupa’nın desteğini isteyebilir. Özellikle ekonomi alanında; finans ve bankacılık sektörlerinde işbirliğine açık olacaktır.

Diğer yandan protestoların bir kez daha açığa çıkardığı İran rejimi içerisindeki çatlaklar ve rekabet Avrupa’yla ilişkilerde etkili olacaktır. Ruhani’ye getirilen eleştiriler arasında Avrupalılara güvenmesi de bulunmaktadır. Yine Ruhani yönetimi, KOEP kapsamında ABD’nin istek ve taleplerine uyduğu iddiasıyla eleştirilmektedir.

Filistin’de Mahmud Abbas, Avrupa’yı barış sürecine çekme girişimlerinde bulunmaktadır. Bu bağlamda ilerleyen dönemlerde söz konusu girişimler artabilir. Avrupa’nın İsrail-Filistin görüşmelerinde tarafsız bir aktör ya da arabulucu olacağı; bu rolü benimsemeye yakın duracağı düşünülmektedir. Çeşitli alanlarda Filistin’e destek verecektir. Hollanda, Trump’ın yardımının kesmesinin ardından BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’na acilen 13 milyon avro yardım yapılacağını açıklamıştır. İki devletli çözümün desteklendiği tekrarlanacaktır.

Sonuç

İran ve Filistin’de yaşanan son gelişmeler, ilerleyen dönemde Ortadoğu siyasetinde hareketli günlerin yaşanacağını düşündürtmektedir. KOEP’in yürürlükte kaldığı, İran’a karşı yeni yaptırımların uygulandığı ve Filistin’de iki devletli çözüm paradigmasının resmen terk edildiği bir ortamda ABD’nin tek sesliliği mi Avrupa’nın çok sesliliği mi devreye girecektir? Trump’ın KOEP’e ilişkin “verdiği” 6 aylık sürede Avrupa’ya daha fazla rol ve sorumluluk düşecektir. Fakat Brüksel’in Washington’ın baskılarını ne ölçüde yumuşatacağı İran’a göre şekillenecektir.  Oslo sürecinin bitmesinin ardından yeni çözümlerin üretilmesinde ve Filistin’in uluslararası hukuk bağlamında desteklenmesinde Avrupa öne çıkabilir.

Suriye ve Irak’tan ziyade İran ve Filistin meselesinde Avrupa’nın öne çıkması, yumuşak güç alanında diplomasinin özellikle Avrupa diplomatik teamüllerinin yeniden uluslararası ilişkilerde geçerli olabileceğini düşündürtmektedir. Avrupa’ya bu yönde belki de istemediği ya da hazır olmadığı bir fırsat sunulmuştur.  İran ve Filistin’in Avrupalı devletleri göstermelik de olsa yanlarına alması, en azından tek taraflılığın önüne geçilmesinde ve çok taraflılık ile müzakerenin öneminin hatırlatılmasında etkili olabilir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Ceren GÜRSELER
Dr. Ceren GÜRSELER
2003 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden onur decesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "The Islamic Rhetoric of the Palestine Liberation Organization (Filistin Kurtuluş Örgütü'nün İslami Söylemi)" başlıklı teziyle aldı. Doktorasını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Afrika Örf ve Adet Hukukunda Self-Determinasyon Hakkı" başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı'nda yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Afrika ve Arap Ülkeleri Araştırmacısı, Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde Dış İlişkiler Uzmanı, Çankaya Belediyesi'nde Dış İlişkiler Uzmanı olarak çalışmıştır. Afrika ülkeleri siyaseti, Afrika siyaseti, Filistin sorunu, self-determinasyon, siyasal İslam, uluslararası hukuk, terörizm ve Afrikalı-Amerikan çalışmaları başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,718TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz