Arktik Bölgesinde Güç Mücadelesi

Arktik bölgesi, son yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle en çok konuşulan (ve konuşulacak) bölgelerden biri haline geldi. Yakın gelecekte bu bölge, küresel rekabetin ve güç çatışmasının ana merkezlerinden biri olmaya adaydır. Arktik bölgesi, yüzyıllardır bilinmesine rağmen iklim koşulları, ulaşım sorunları ve yerleşim olanaklarının sınırlı olması bölgenin atıl kalmasına yol açmıştı. Bölgenin fiziki şartları göz önünde bulundurulunca sert iklim ve elverişsiz koşulları yerel topluluklar dışında yerleşimi ve nüfusun yoğunlaşmasını engellemişti.  Günümüzde bölge, yerli halkla birlikte yaklaşık 4 milyon insana ev sahipliği yapmaktadır.

Buzullarla kaplı olması ve sert iklim koşulları nedeniyle daha önce pek gündemde olmayan Arktik Bölgesi son yıllarda uluslararası gündemde ön plana çıkan bölgelerden biri oldu. Günümüzde uluslararası çatışmaya açık bir bölge olan Arktik’in silahlandırılması hammadde ve enerji kaynaklarının korunması gerekliliği bölgedeki tansiyonu yükseltmektedir.

Arktik Okyanusu’na sınırı olan ve Arktik Beşlisi olarak kabul edilen devletler Rusya, Kanada,  ABD, Norveç ve Danimarka’dır. Bu devletlerin yanı sıra İsveç, İzlanda ve Finlandiya’nın topraklarının bir kısmı Arktik Bölgesi’nde bulunmaktadır. Arktik bölgesinin yasal olarak kesin sınırlarının belirlenmemiş olması, ekonomik motivasyonlarının yanı sıra ABD, Rusya, Çin ve AB gibi aktörlerin bölgedeki rekabeti beraberinde çatışmayı da gündeme getirmektedir. Buzulların erimesi ve teknolojideki gelişmeler,  bölge ve bölge dışındaki aktörlere Arktik Bölgesinde kontrol, yerleşim, maden, enerji çıkarma ve askeri karakollar kurma gibi rekabet alanları oluşturmaktadır.

Arktik bölgesindeki enerji kaynakları potansiyeli, alternatif deniz güzergâhının ortaya çıkması ve bilimsel araştırmalar için yeni koşulların oluşması uluslararası ilginin artmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda Arktik’in bir değer olarak ön plana çıkma süreci her geçen gün artmaktadır. Örneğin The U.S. Geological Survey (USGS)’in 2008 yılı verilerine göre Arktik Bölgesindeki keşfedilmemiş yaklaşık 90 milyar varil petrol, 1,669 trilyon fit küp doğalgaz ve 44 milyar varil doğal gaz sıvıları bulunmaktadır.

Enerji kaynaklarının yanı sıra buzulların erimesiyle birlikte oluşacak yeni deniz rotaları dünya ticaretinin rekabet alanlarını da gündeme getirmektedir. Enerji kaynakları, ticaret yolları, madenler, balıkçılık, bilimsel keşif imkânları, kontrol noktaları ve turizm gibi fırsatlar bölgenin her geçen gün önem kazanmasını sağlamaktadır.

Bölge ile ilgili en yetkili organ Arktik Konseyi’dir. Konseyin üyeleri: Rusya, Kanada, ABD, Norveç, İzlanda, Danimarka, İsveç ve Finlandiya’dır. Bölgenin yüzölçümü bakımında en fazla toprak talep eden ülkeler Rusya ve Kanada’dır. Konseyin 8 daimi üyesinin yanında 13 gözlemci üyesi bulunmaktadır. Arktik’in geleceğini şüphesiz Arktik Konseyi’nin daimi sekiz üyesi belirleyecektir. 1998’de Almanya, Hollanda, Polonya ve Birleşik Krallık, 2000’de Fransa, 2006’da İspanya, 2013’te Çin, Hindistan, İtalya, Japonya, Singapur ve G. Kore 2017’de ise İsviçre konseye gözlemci devlet olarak katılmışlardır. Asyalı devletlerin gözlemci üye olması ciddi bir endişe doğururken bu devletlerin Arktik Devletleri’nin hak, yetki ve sorumluluklarını tanıması bakımından konsey için olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Gözlemci devletlerin ekonomik, teknolojik ve bilimsel güçlerini bölgeye getirme potansiyeli de ön plana çıkmaktadır. Askeri çatışmaların önlenmesi, çevrenin ekolojik dengesinin korunması, bölgedeki aktörler arasında arabulucu rol oynaması gibi faaliyetler Arktik Konseyi’nin önemini her geçen artırmaktadır.

Arktik Bölgesi, gerek ABD gerekse Rusya için stratejik ve vazgeçilmez bir bölge konumundadır. ABD’nin bölgeye özellikle Grönland’a ilgisini 19.yüzyıla kadar götürmek mümkündür. ABD’nin Grönland’ı satın alma fikri 1867, 1910, 1946 ve son olarak 2019’da Donald Trump döneminde gündeme gelmiş fakat tüm tekliflere Danimarka ret yanıtı vermişti. Grönland’ta ABD’ye ait Thule Hava Üssü ve derin su limanı bulunmaktadır. Nükleer füzeler ile stratejik bombardıman uçaklarına ev sahipliği yapan üs, ABD Uzay Komutanlığı ve Kuzey Amerika Hava Sahası Savunma Komutanlığı tarafından kullanılmaktadır.  Üste bulunan hava erken ihbar radarları ABD Balistik Füze Savunma Sistemi’nin bir parçası konumundadır.  Grönland, Kuzey Amerika ve Rusya arasında Kuzey Atlantik ve Arktik Okyanuslarını birbirine bağlayan boğazlara yakın bir konumda bulunan dünyanın en büyük adası olma özelliği taşımaktadır. Rusya’nın ve Çin’in Arktik Bölgesindeki faaliyetleri ABD’nin 2019’daki Arktik stratejisinin belirlemesine yol açtığı gibi bölgeye daha fazla ilgi duymasına neden olmuştur. Söz konusu stratejide askeri ve ekonomik yatırımlar ön plana çıkmaktadır. Diğer taraftan ABD 10 Haziran 2020’de Grönland’ın başkenti Nuuk’taki konsolosluğunu tekrar açtı. (ABD’nin Nuuk’ta ilk konsolosluğu 1940-1953 yılları arasında faaliyet göstermişti).

Arktik Okyanusuna en uzun sınırı olan ve bölgede en fazla buzkıran gemilere sahip olan Rusya’nın ise bölgeye bakışı egemenlik ve ekonomik kaynaklar açısından vazgeçilmezdir. Rusya’nın bölgede çok sayıda hava üssü ve sınır karakolları oluşturması ve Ağustos 2019’daki askeri tatbikatı bölgedeki gerilimi artırmıştır. Diğer taraftan NATO’nun bölgedeki güç dengesi oluşturmak istemesi gerilimi daha da tırmandırmaktadır. Örneğin NATO birliklerinin Norveç’in kuzeyinde Rusya sınırı yakınında gerçekleştirdiği 16 bin askerin yer aldığı Cold Response Tatbikatı, Arktik bölgesindeki gerilimi tırmandırmış fakat koronavirüs salgını nedeniyle Mart 2020’de durdurulmuştu.

Arktik Bölgesindeki enerji kaynakları diğer devletleri olduğu gibi Rusya’yı da cezbetmektedir. Rusya, bölgenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu defaten belirttiği gibi askeri seçenekleri de göz önünde bulundurmaktan kaçınmamaktadır. Örneğin 2007’de Kuzey Buz Denizi’nin altına titanyum kaplamalı Rus bayrağı dikmesi, askeri tatbikatlar yapması, bölgede her geçen gün askeri tesislerini genişletmesi askeri caydırıcılığını ön plana çıkarmaktadır. Rusya’nın kuzey donanma ana üssünün bölgede bulunması Rusya’ya stratejik üstünlük sağlamaktadır. Diğer taraftan Rusya’nın Arktikteki faaliyetleri, Norveç ve diğer Nordik ülkeleri için önemli bir tehdit unsuru olarak ön plana çıkmaktadır. Rusya’nın bölgede askeri faaliyetlerinin yoğunlaştırması Nordik ülkelerini ABD’ye daha da yakınlaştırmakta ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin gündeme gelmesine neden olmaktadır.

Avrupa Birliği de Arktik Konsey’inde hem daimi hem de gözlemci statüsündeki üyeleri ile Arktik Bölgesindeki gelişmeleri yakından takip etmektedir. Avrupa Birliği; enerji, çevre, yeni ticaret güzergâhları ve yerli halkların durumu gibi faktörleri göz önünde bulundurarak Arktik’te daha fazla etkin olma amacı gütmektedir.

Arktik Bölgesindeki gelişmelere kayıtsız kalmak istemeyen Çin, Güney Kore, Singapur gibi Asyalı devletler bölgeyle yakından ilgilenmektedir. Arktik; uluslararası kamuoyunda politik, ekonomik, askeri, kültürel, toplum, çevre gibi farklı yönleriyle olası yeni bir sıcak ve soğuk çatışmayı beraberinde getirmektedir. Bölgedeki alternatif ticaret yolu güzergâhı, enerji kaynakları, değerli madenler, bilimsel keşifler, turizm gibi etkenler Çin’in yöneliminin temel amaçlarını oluşturmaktadır. Çin’in enerji ihtiyacı Arktik bölgesine ilgisini artırmaktadır.  Özellikle Kuzey “Kutup İpek Yolu” projesi bölgeye verdiği önemi göstermektedir. Grönland’daki madencilik faaliyetlerine de yatırım yapması dikkat çekmektedir. Bölge ile sınırı olan ABD ve Rusya gerek askeri gerekse ekonomik faaliyetler bakımından Çin’i geride bırakmaktadır. Çin, Kuzey Kutup Dairesi’ne yakın komşu olma konumunu ısrarla belirterek bölge politikalarının içerisinde gerek ikili ilişkileriyle gerek Arktik Konseyi’nde elde ettiği gözlemci statüsü ile etkili olmak istemektedir.

Harita: Alternatif bir ticaret rotası haline gelecek olan bölge Avrupa-Doğu Asya güzergâhını 21.000 kilometreden yaklaşık 13.000 kilometreye düşürecektir. (kaynak: http://www.nationalgeographic.com)

Arktik’teki buzulların erimesi sonucunda ortaya çıkan çevresel felaket dünya için yeterli bir endişe sebebidir. Zira deniz suyu seviyesinin yükselmesi, ekolojik dengenin bozulması ve ortaya çıkacak zararlı gazların atmosfere karışması tüm insanlığı etkileyebilecektir. Öte yandan buzullarla kaplı ve sert iklimi nedeniyle elverişsiz olan bölge zamanla yeni fırsatlara da kapı aralamaktadır. Çevresel sonuçların yanı sıra Arktik’teki devletlerin ekonomik faaliyetleri açısından istihdam olanaklarının yaratılması, düşük enerji maliyetleri, bölgeye yerleşim oluşturması ve yeni ticaret yollarının oluşması ekonomik faydalar olarak göze çarpmaktadır.

Kuşkusuz önümüzdeki günlerde Arktik ismini daha çok duyacağız ve konuşacağız. Arktikteki enerji kaynakları ve buzulların erimesiyle ortaya çıkacak alternatif ticaret yolları, büyük güçlerin iştihanı kabartırken olası çatışmaları da gündeme getirmektedir. Arktik, geleceğin çatışma bölgelerinden biri olmaya aday olduğu gibi jeopolitik dengeleri de değiştirecektir. Buzulların erimesiyle birlikte Kuzey Buz Deniz rotasını kullanan gemi sayısı her geçen artmaktadır. Yeni nesil buz kırıcı gemilerle arktik rotası yılın 12 ayı açık kalabilecektir.

Bölgede hukuksal uzlaşının gerçekleşmemesi de hem bölge devletlerinin aralarındaki ihtilaf konularının artmasına hem de uluslararası aktörlerin müdahalelerine neden olmaktadır. Bölgenin askeri faaliyetlere sahne olması, çevresel sorunların çıkması, bölgede yaşayan yerli halkların yaşam alanlarının tehlikeye girmesi, güvenlik sorunlarını beraberinde getirmektedir. Fakat Covid-19 salgını tüm dünyada olduğu gibi bölge halkının durumunu da kritik hale getirmektedir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Evren KÜÇÜK
Doç. Dr. Evren KÜÇÜK
Küçük, Kastamonu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyesidir. Lisans eğitimini Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde tamamlayan Küçük, 2011 yılında “Türkiye-Finlandiya İlişkileri (1917-1980)” başlıklı tezle aynı üniversiteden yüksek lisans derecesini, 2016’da tamamladığı “Türkiye-İsveç İlişkileri (1914-1938)” başlıklı tezle de Ankara Üniversitesi’nden doktora derecesini almıştır. 2016’da Kastamonu Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümüne öğretim üyesi olarak atanan Küçük’ün Nordik ülkeleri, Baltıklar ve Türk dış politikasına ilişkin yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır. Yazar, “Savaşta Diplomasi: Adana-Yenice Gizli Görüşmeleri” adlı eseri ile 2020 TÜBA-TESEP Eser Ödülüne layık görülmüştür.

BİZİ TAKİP EDİN

3,065BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et
0TakipçiTakip Et
289AboneAbone Ol

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz