15.03.2019 tarihinde Kanal B’de yayınlanan “Güncel” programına konuk olan ANKASAM Stratejik Araştırmalar Merkezi Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doğacan Başaran, Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki iki farklı camide gerçekleşen terör saldırıları hakkında değerlendirmelerde bulundu. Batı’da yükselen sağ ideolojilerin İslamofobi’ye ve İslamofobi’nin de terörizme motivasyon sağlayan hastalıklı düşünceler olduğunu ve yapay bir “Medeniyetler Çatışması” yaratılmak istendiğini belirten Başaran, teröristin yayınladığı manifestoda ve terör eylemi esnasında kullandığı silahta yazan ifadeleri değerlendirerek teröristin faşizan ideolojik yönelimleri içselleştirmiş biri olduğunu belirtti. Bu kapsamda Batı Dünyası’nın terör tanımlayışını da eleştiren Başaran, Batı menşeili haber ajansları tarafından “terörist” kelimesi yerine “saldırgan” sözcüğünün kullanımının tercih edildiğine dikkat çekerek “Brenton Tarrant’ın psikolojik sorunları olduğuna vurgu yapılıyor. Üstelik bir Müslüman terör eylemine karıştığında, “İslami Terör” tanımlamasını kullanmaktan çekinmeyen söz konusu ülkeler, kendi topraklarında Müslümanlara gerçekleştirilen ve arkasında faşizan bir ideolojik motivasyon bulunan bu eylemi “terör” olarak tanımlamaktan uzak duruyorlar.  49 kişinin ölümüne yol açan bu saldırı, münferit  bir olaymış gibi gösterilmeye çalışılıyor.” dedi.

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler’in (BM) ortak olarak organize ettikleri “Suriye ve Bölgenin Geleceğinin Şekillenmesi” başlıklı konferansı ve bu konferansta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun verdiği mesajları da yorumlayan Başaran, Çavuşoğlu’nun Astana Süreci’ne atıfta bulunduğunu hatırlatarak Suriye’nin geleceğinde Ankara-Moskova-Tahran üçlüsünün belirleyici olacağını vurguladı.

Ayrıca Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’yle müzakereleri dondurma çağrısında bulunan raporunu da yorumlayan Başaran, söz konusu rapordaki eleştirilerin siyasi nitelik taşıdığını belirterek Ankara’nın çok yönlü dış politika anlayışının cezalandırılmaya çalışıldığını öne sürdü.

Son olarak İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Irak ziyaretini ve bu ziyaret kapsamında Şii din adamı Ayetullah Ali es-Sistani’yle yaptığı görüşmeyi değerlendiren Başaran, Şiiler arasında en fazla takipçisi bulunan ismin Sistani olduğunu ve Sistani’nin 2008 yılında dönemin İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a randevu vermediğini hatırlatarak “Sistani, İran’daki yönetim biçiminin aksine, dini otoritenin güncel politikaya çok fazla karışmaması ve yalnızca ihtiyaç hasıl olduğunda müdahil olması gerektiğine inanmaktadır. Bu durum, Sistani’nin Velayet-i Fakih anlayışını reddettiği anlamına gelmektedir.” dedi. Bu açıklamasıyla Sistani’nin İran merkezli Şiilik anlayışına muhalif olduğuna dikkat çeken Başaran, dini ekoller bağlamında Kum ve Necef arasında da Şiiliğin merkezi olma iddiası nedeniyle rekabet olduğunu hatırlattı. Bu kapsamda Ruhani’nin Sistani’yle yaptığı görüşmenin önemsenmesi gerektiğini ifade eden Başaran, “İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in istifasına ilişkin yapılan tartışmaların gölgesinde gerçekleşen bu zirvede İranlı yetkililer, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’e karşı elini güçlendirmesini hedeflemişlerdir.” açıklamasında bulundu.

ÖNE ÇIKANLAR

BİZİ TAKİP EDİN

2,976BeğenenlerBeğen
218TakipçiTakip Et
2,364TakipçiTakip Et
266AbonelerAbone

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz