Ankara-Washington Hattında Üç İtiraf, Tek Gerçek!

http://tr.zer.news/2018/02/abd-nin-eski-ankara-buyukelcisi-edelman-turkiye.html

Bu dillerde mevcuttur: English العربية Русский

İlk iki itiraf ABD’den… İtirafın kaynağı doğrudan doğruya Beyaz Saray değil ama siz buna ABD derinlerindeki bir kanadın diğerine yönelik “beceriksizlik eleştirisi” olarak da bakabilirsiniz. Amiyane tabirle, bir tarafın diğerine “her şeyi elinize yüzünüze bulaştırdınız” çıkışı da denilebilir buna. Aşağıda üçüncü itiraf olarak ele alacağım Almanya’dan yapılan açıklamayı da bu bağlamda o kanatlardan birine yönelik bir destek açıklaması olarak görebilirsiniz, bunu da yeri gelmişken peşinen söyleyeyim.

Önce Amerikan Washington Post (WP) gazetesinde yayımlanan Türkiye›nin Afrin operasyonuna dair analizi ele almakla başlayalım.

“Suriyeli Kürtlerin yenilgisi ABD politikasına bir darbe daha vurdu” başlığıyla en başında meseleyi özetleyen Ishaan Tharoor imzalı analizde ön plana çıkartılan hususlar/tespitler aynen şöyle: 1) Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekâtı “Washington’ın Suriye’deki şaşkın rolünü gösterdi.”; 2) “ABD, Ankara’da operasyonu sonlandırmak için gerekecek etkiye sahip değildi”; 3) “Başkan Donald Trump operasyonu kınarken, üst düzey yetkililer Ankara’ya ABD’nin YPG’ye desteğini gözden geçireceğini söylüyordu.”; 4) “Operasyon başladığında Afrin’deki Kürtler yalnız olduklarını fark etti, tarihin başka anlarında Ortadoğu’daki diğer Kürtler gibi.”

Son madde oldukça dikkat çekici. Zira bir taraftan, ABD’nin Suriye’deki başarısızlığının kaynağı olarak kendisiyle işbirliği yapan Kürtlere yüksek bir fatura kesilebileceğine işaret edilirken; diğer taraftan, onlar üzerinden yeni bir ittifak geliştirebileceğine vurgu yapılıyor, özellikle de aşağıda ortaya konulan ikinci itiraf ile birlikte değerlendirildiğinde…

Şöyle ki; ABD bu grupları “günah keçisi” göstermek, hatta onları cezalandırma yoluna gitmek suretiyle Türkiye ile yeni bir sayfa açmak istiyor gibi görünürken (özellikle de 25 Eylül 2017 referandumu ve Tillerson ile birlikte gündeme gelen “ortak mekanizma” ve Münbiç-Fırat’ın doğusu bağlamında ortaya konulan iddialar göz önünde bulundurulduğunda), diğer taraftan bir başka olası ittifakı da gündeme getiriyor.

İkinci İtiraf: Esad ile İttifak!

Tam da bu noktada ABD’deki Türkiye noktasında yaşanan ihtilaf, kendisini bir kez daha Esad ve Suriye politikası mevzuunda “Kürtler” sonrası yeni bir “müttefik” arayışı şeklinde gösteriyor. Yani, ABD’deki bir kanat “Esad’ı devirelim” derken, diğer bir kanat “Esad üzerinden projemizi gerçekleştirelim ve Türkiye’yi de cezalandıralım” diyor.

Buradaki ince bir hesap da “Astana Üçlüsü”ne darbe vurmak, onlar arasındaki işbirliğini Esad üzerinden baltalamak ve “Cenevre Ruhu”nu yeniden canlandırmak suretiyle Suriye’de tekrar inisiyatifi ele almak olarak karşımıza çıkıyor. ABD’deki bu kanat, Türkiye karşıtlığı noktasında şeytanla bile ittifaka hazırım diyor.

WP’den Paul Sonne ve Karen DeYoung’in üst düzey bir yetkiliye dayandırdıkları şu ifadeler de ikinci önemli itiraf olarak dikkatleri çekiyor: “1) Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Esad ile bir anlaşmaya varmalı; 2) ABD bölgedeki askeri varlığını artırmak istemiyor; 3) SDG ve Esad ortak hedefleri paylaşmaktadır. Bu hedefler; muhalifleri, IŞİD’i ve Türk güçleri Suriye’den çıkarmaktır.”

Her iki açıklama şunlara işaret ediyor: 1) Ortadoğu’da ABD’ye/emperyalistlere inanan, güvenen Kürtler bir kez daha kandırıldı/satıldı; 2) ABD’de yaşanan sistem içi mücadele gittikçe şiddetleniyor; 3) Türkiye, bu sistem içi mücadelede her geçen gün daha belirleyici dolaylı bir aktör konumuna yükseliyor. Türkiye’nin sahada edindiği kazanımlar tarafları birbirine Türkiye üzerinden farklı boyutları/itirazlar içeren bir tartışmaya itiyor.

Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse; söz konusu tartışmalar; “Türkiye’yi vurmak” ve “Türkiye’yi kazanmak” noktasında bir tercih arayışı şeklinde devam etmekle birlikte, ilk seçeneğin daha ağırlık kazanacağı bir sürece işaret ediyor. (Tillerson’un yerine Pompeo’nun gelmesi ve Ishaan Tharoor’un WP’deki analizinde “Türkiye’nin Suriye’deki ilerleyişinin bölgeye yeni bir İslamcı militan dalgası getirmesinden korkuluyor” tespiti/uyarısı bu bağlamda değerlendirilebilir).

Zira Türkiye’nin kontrolden çıktığı ve önlenemez bir yükseliş dönemine girdiği itiraf ediliyor. Kilit ifade de zaten bu: Türkiye’yi artık kontrol edemiyorlar. Operasyon yapalım derken, operasyon yiyorlar; hem de bizzat sahada, yıllardır eğitip-donattıkları yerel güçler üzerinden. Bu da tek bir şeye işaret ediyor: Sahada güvenlik güçleri-istihbarat yapılanmaları boyutuyla ciddi anlamda bir zafiyet içindeler. Bölgede “hayalet ordular” arasında yaşanan savaşı kaybetmiş durumdalar!

Bu husus bile Tillerson gibi bir sivilin neden gönderildiğini, yerine asker-istihbaratçı karışımı bir tipin niçin getirildiğini büyük ölçüde açıklıyor. Görünen o ki ABD’yi korku/endişe dağları sarmış durumda. Bu da bizi üçüncü itirafa götürüyor.

Üçüncü İtiraf: Batı Acziyet İçinde!

İtirafın sahibi bu kez Atlantik’in diğer yakasında yer alan “ABD Almanya’sı”ndan. Türkiye’nin Batı’dan uzaklaştığını, Osmanlı geleneklerine daha güçlü atıf ile İslam ülkeleri arasında daha güçlü bir rol üstlenmek istediğini iddia eden Alman Dış İstihbarat Teşkilatı Federal Haberalma Servisi (BND) eski başkanı August Hanning aynen şunları söylüyor: “Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesine eleştirel bakmakla birlikte, Türkiye’nin tavrını etkileyecek bir müdahalede bulunma pozisyonunda değiliz. NATO üyesi devletler olarak bizlerin, Türkiye ile ilişkilerimizi muhafaza etmek için çaba göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.”

Yani, Türkiye üzerinde eskisi gibi güçlerinin olmadığını itiraf ediyor. Bunun nedenini de Batı’nın kendi içindeki görüş ayrılığına dayandırıyor ve şu ifadeyi kullanıyor: “Kayıtsız kalışımızın nedeni Batı olarak Suriye konusunda somut bir konsepte sahip olmamamızdan kaynaklanıyor.”

Adam daha ne desin?

Batı kendi içerisinde liderlik sorunu yaşamaya başlarken; Türk-İslam dünyası Türkiye’nin öncülüğünde yüz yıllık bu sorununu çözmeye, doğu ve batı arasında “dengesizliğin dengeleyicisi yeni bir güç merkezi” olmaya doğru koşar adım gidiyor.

Bu, önlenemez gerçeğin ta kendisidir!

Allah yâr ve yardımcımız olsun!

Kaynak Milli Gazete
Yazarın diğer yazıları