Analiz

Antarktika’nın Enerji Potansiyeli ve Uluslararası Hukuk Çerçevesi

Vaca Muerta, Antarktika’yı yeniden enerji gündemine taşımaktadır.
Antarktika’da 2048 yılı sonrası muhtemel kaynak çıkarımı hukuki uzlaşıya bağlıdır.
Kıtadaki egemenlik iddiaları gelecekte krize yol açabilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Arjantin’in Vaca Muerta bölgesindeki yoğun petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma çalışmaları, ülkenin enerji alanındaki faaliyetlerini hızlandırmış ve bu bölgenin Güney Kutbu’na olan yakınlığı, Antarktika kıtasının enerji kaynakları üzerine dikkatleri yeniden çevirmiştir. Patagonya bölgesindeki kaya petrolü ve kaya gazı üretimindeki artış, küresel enerji rekabetinin yoğunlaştığı bir dönemde, Antarktika’nın doğal zenginlikleri ve hukuki statüsüüzerine yeni tartışmaları gündeme getirme potansiyeline sahiptir.

Her ne kadar ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun 1983 tarihli raporunda ekonomik anlamda işletilebilir petrol veya doğalgaz rezervlerinin bulunmadığı ifade edilse de 2024 yılında İngiltere Avam Kamarası’na sunulan belgeler, Rusya’nın Weddell Denizi açıklarında yürüttüğü sismik araştırmaların Antarktika kıta sahanlığı altında dikkate değer rezervlere işaret ettiğini ortaya koymuştur.[1][2] Söz konusu bölge, İngiltere’nin tarihsel toprak iddiası kapsamındadır; ancak aynı alan üzerinde Arjantin ve Şili gibi diğer ülkelerin de benzer talepleri bulunmaktadır.[3]

Madrid Protokolü’nün 1991 yılında yürürlüğe girerek Antarktika’da madencilik faaliyetlerini açık biçimde yasaklamış olması, çevresel koruma açısından güçlü bir dayanak sunmaktadır. Ancak rezervlere dair artan ilgi ve teknolojik gelişmeler, kıtanın yalnızca bilimsel değil, ekonomik ve jeopolitik açılardan da yeniden değerlendirilmesine yol açmaktadır. Bu çerçevede Antarktika hem doğal kaynak potansiyeli hem de uluslararası hukuk açısından dikkatle yönetilmesi gereken kırılgan bir alan olmaya devam etmektedir.

Antarktika’daki enerji kaynaklarına yönelik ilgi, 1970’li yıllarda yapılan jeolojik çalışmalarla birlikte uluslararası gündeme taşınmaya başlamıştır. Barbara Mitchell’in 1977 yılında kaleme aldığı analizinde vurguladığı üzere, kıtanın kıta sahanlığı boyunca uzanan alanlarında ciddi petrol ve doğalgaz potansiyelinden söz edilmekte; bu durumun gelecekte siyasi ve hukuki sorunlar doğurma ihtimali dile getirilmektedir.[4]

1959 yılında imzalanan Antarktika Antlaşması, Arjantin, Avustralya, Belçika, Şili, Fransa, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, Güney Afrika, SSCB (bugünkü Rusya), Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere 12 ülke arasında yürürlüğe girmiştir.[5] 1961 yılında resmen uygulamaya giren antlaşma, Güney Kutbu’nu yalnızca barışçıl ve bilimsel faaliyetlere açık bir alan olarak tanımlamış; askeri ve egemenlik iddialarına dayalı her türlü faaliyeti yasaklamıştır. Günümüzde anlaşmaya taraf ülke sayısı 54’e ulaşmış, bunlardan 29’u danışma statüsüne sahip olarak karar alma süreçlerine katılmaktadır.[6] Bu çerçeve, Antarktika’yı uluslararası işbirliğinin sembolü hâline getirmiştir.

1991 yılında kabul edilen ve 1998 yılında yürürlüğe giren Madrid Protokolü, Antarktika Antlaşması’na ek bir çevre protokolü olarak kıtanın ekosistemini daha güçlü biçimde koruma amacıyla hazırlanmıştır. Protokolün 7. maddesi, “bilimsel araştırmalar dışında mineral kaynaklarla ilgili her türlü faaliyeti” açık biçimde yasaklamaktadır.[7] Bu kapsamda petrol ve doğalgaz dâhil tüm yer altı kaynaklarının aranması, çıkarılması ya da ticari amaçlarla kullanılması kesin olarak engellenmiştir. Protokol, kıtanın doğal bütünlüğünü korumakla kalmayıp, enerji rekabetinin doğurabileceği hukuki ve jeopolitik riskleri de önlemeye yönelik bir güvenlik mekanizması olarak değerlendirilmektedir.

Antarktika’da petrol ve doğalgaz arama-çıkarma faaliyetlerinin olasılığı, 1991 yılında kabul edilen Madrid Protokolü çerçevesinde tartışmalıdır. Ancak 2048 yılında Protokol’ün gözden geçirilmesi ve potansiyel olarak değiştirilmesi için bir inceleme konferansı düzenlenebilir.[8] Bu, tüm Tarafların ve Danışma Taraflarının üçte ikisinin onayını gerektiren bir süreçtir.[9] Dolayısıyla bu tarihten sonra Antarktika’da petrol ve doğalgaz çıkarma faaliyetlerine yönelik önemli bir değişiklik mümkün olabilir.

Küresel güçler, 2048 yılı sonrasında Antarktika’daki petrol ve doğalgaz rezervlerine erişim olasılığına temkinli bir şekilde yaklaşmaktadır. Artan küresel enerji talebi, fosil yakıt kaynaklarının tükenme endişesi ve olası yeni rezerv keşifleri, büyük güçlerin Antarktika’daki enerji potansiyeline daha fazla ilgi göstermesine neden olmaktadır. Bu ilgi, yalnızca bilimsel bir meraktan değil; aynı zamanda enerji güvenliği, jeopolitik rekabet ve ekonomik çıkarlarçerçevesinde şekillenmektedir. Ancak bu süreçte, Antarktika’nın kırılgan ekosistemi üzerindeki etkiler göz önünde bulundurulması ve doğal kaynakların çıkarılabilmesi için uluslararası toplumun ortak hukuki ve siyasi bir zeminde uzlaşması yerinde bir yaklaşım olacaktır.

Gelecekte Antarktika’daki petrol ve doğalgaz kaynaklarının paylaşılması konusunda ciddi bir küresel kriz yaşanabilir.Kıtada sahiplik ve egemenlik hakları konusunda halihazırda pek çok ülkenin iddiaları bulunmaktadır. Özellikle Arjantin, Şili ve Birleşik Krallık gibi ülkeler, bölgedeki egemenlik haklarını savunmaktadır. Bu durum, kaynakların paylaşımı konusunda ciddi anlaşmazlıkları doğurabilir. Ayrıca kaynakların denetimi ve ekonomik faydalarının dağılımı konusunda oluşacak rekabet, küresel ölçekte büyük bir kriz yaratabilir, çünkü tüm dünyadan birçok aktör kıtada söz sahibi olmak isteyecektir.


[1] Behrendt, John C., editor. Petroleum and Mineral Resources of Antarctica. U.S. Geological Survey Circular 909, 1983. https://pubs.usgs.gov/circ/1983/0909/report.pdf, (Erişim Tarihi: 23.03.2025).

[2] McHardy, Martha. “Russia Just Found Huge Oil Reserves in Antarctica.” Newsweek, www.newsweek.com/russia-oil-reserves-antarctica-weddell-sea-uk-1909487, (Erişim Tarihi: 23.03.2025).

[3] BBC News Mundo. “La histórica visita del presidente de Chile al Polo Sur: qué países reclaman la soberanía sobre la Antártida y por qué.”BBC, https://www.bbc.com/mundo/articles/cr7vdxlg8e7o, (Erişim Tarihi: 23.03.2025).

[4] Mitchell, Barbara. “Resources in Antarctica: Potential for Conflict.” Marine Policy, vol. 1, no. 2, 1977, pp. 91–101. https://www.sciencedirect.com/sdfe/pdf/download/eid/1-s2.0-0308597X77900446/first-page-pdf, (Erişim Tarihi: 23.03.2025).

[5] The Antarctic Treaty. Secretariat of the Antarctic Treaty, www.ats.aq/e/antarctictreaty.html, (Erişim Tarihi: 23.03.2025).

[6] Parties. Secretariat of the Antarctic Treaty, www.ats.aq/devAS/Parties?lang=e, (Erişim Tarihi: 23.03.2025).

[7] The Protocol on Environmental Protection to the Antarctic Treaty. Secretariat of the Antarctic Treaty, www.ats.aq/e/protocol.html, (Erişim Tarihi: 23.03.2025).

[8] Aynı Yer.

[9] Aynı Yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir.2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır.Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler