ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi Nasıl Bir Afganistan Politikasına İşaret Ediyor?

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

12 Ekim 2022 tarihinde Washington yönetimi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın imzasıyla yeni ulusal güvenlik strateji belgesini yayınlamıştır.[1] Belgeye ilişkin merak edilen konulardan biri de ABD’nin Afganistan politikasının geleceğine dair nasıl bir stratejinin yürütüleceğidir. Zira Afganistan, jeopolitik olarak dünyanın kalpgâhında bulunan bir ülke konumundadır.

Söz konusu durum, tarih boyunca küresel güç olma iddiası bulunan aktörlerin Afganistan’la yakından ilgilenmesine sebebiyet vermiştir. Nitekim 19. yüzyılda Büyük Britanya İmparatorluğu ile Rusya Çarlığı arasında cereyan eden “Büyük Oyun”un mücadele alanı olan Afganistan, halihazırda “Yeni Büyük Oyun”un sahnelendiği saha olarak ön plana çıkmaktadır. Çünkü ülke, Orta Asya-Güney Asya-Ortadoğu bağlantısallığını sağlaması nedeniyle dünyanın en stratejik yerlerinden biridir.

ABD ise 31 Ağustos 2021 tarihi itibarıyla “Sonsuz Özgürlük Operasyonu” adını verdiği yirmi yıllık işgali sonlandırarak Afganistan’dan çekilmiştir. Fakat terörle mücadele iddiası çerçevesinde ülkedeki hava operasyonlarını sürdürmektedir. Bu nedenle de Biden yönetiminin Afganistan politikasının geleceğine dair soru işaretleri bulunmaktadır. Bu suallerin cevaplanması noktasında mevzubahis belgenin bir fikir oluşturması beklenmektedir.

Öncelikle belgenin yoğunlaştığı temel noktanın Afganistan olmadığını ifade etmek gerekmektedir. Küresel zorlukların önemine dikkat çeken metin, ağırlıklı olarak ABD’nin hegemonyasını sürdürebilmek maksadıyla “en büyük tehdit” olarak tanımladığı Çin’e ve “geleneksel tehditler” bağlamında ele aldığı Rusya’ya odaklanmaktadır. Buna karşılık Afganistan ise belgenin iki farklı bölümünde ele alınmaktadır.

Bunlardan ilki, “Ordumuzun Modernleşmesi ve Güçlendirilmesi” başlığı altındadır. Bahsi geçen bölümde Biden yönetimi, ABD’nin terörle mücadele hedefini muhafaza ettiğini belirtmekte ve Afganistan’da uzun yıllar süren savaşı kazandıklarını ifade etmektedir. Bu çerçevede Washington, terörle mücadele konusundaki kapasitesini korumak maksadıyla askeri modernizasyonu önemsediğini vurgulamaktadır.[2] Diğer taraftan Beyaz Saray, dünyanın her yerinde Amerikan liderliğine ihtiyaç duyulduğunu da dile getirmek suretiyle Afganistan’daki nüfuzunu devam ettireceği mesajını da vermektedir.[3]

Afganistan’a yoğunlaşılan ikinci bölüm ise belgenin terörizm başlıklı kısmıdır. Terörizmin coğrafya ve ideoloji olmak üzere iki nedenden kaynaklandığını öne süren metin, terör örgütleri El-Kaide ve Devletü’l Irak ve’ş Şam’ın (DEAŞ) Irak’tan Afganistan’a uzanan geniş bir coğrafyada (Ortadoğu-Güney Asya hattı) etkinliğini sürdürdüğünü iddia etmekte ve ABD’ye bu terör örgütleriyle mücadele noktasında mühim bir görev atfetmektedir.

Bununla birlikte Washington yönetiminin küresel sorumluluklarının farkında olduğu belirtilirken; müttefiklerle işbirliğinin altının çizilmesi de dikkat çekicidir.[4] Dolayısıyla Biden yönetimi, tıpkı Donald Trump dönemindeki gibi sınır ötesi operasyonların mali yükünü de göz önünde bulundurmaktadır. Esasen ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin başlıca nedeni de budur. Çünkü ekonomik maliyetler, savaşı sürdürülebilir olmaktan çıkarmıştır. Dolayısıyla küresel liderliğini sürdürmek isteyen ABD’nin müttefikleriyle görev paylaşımı yapmak istediğini ve nüfuzunu en düşük maliyetle sürdürmeye çalışacağını söylemek mümkündür.

Terör örgütü El-Kaide lideri Usame Bin Ladin’in ve kritik örgüt yöneticilerinin etkisiz hale getirilmesi hedefine uzun süre önce ulaşıldığını hatırlatan belge, ABD’nin terörle mücadele yeteneklerine olan güvenini ifade etmesinin yanı sıra El-Kaide terör örgütünün son lideri Eymen el-Zevahiri’nin öldürülmesi hadisesinden de bahsetmektedir. Bu vesileyle Washington, Afganistan’ın güvenli bir ülke olmasını önemsediklerini dile getirmektedir. Burada dikkat çeken husus ise Taliban’ın Doha Antlaşması’ndaki taahhütlerine sadık kalmasının sağlanacağı yönündeki cümledir.[5] Buna ek olarak belgede Taliban’a ilişkin eleştirel bir yaklaşımın bulunmaması da dikkatlerden kaçmaması gereken bir detaydır.

Meseleye daha terminolojik bir perspektifle bakmak gerekirse, George W. Bush döneminde “teröre karşı savaş”[6], Barack Obama döneminde “terörle savaş”[7] ve Trump döneminde “cihatçı teröristlerle savaş”[8] şeklinde tanımlanan süreçler, mevzubahis belgede “terörle mücadele” şeklinde nitelendirilmiştir. Ayrıca Bush döneminde gözlemlenen “İslam ile terörü” özdeşleştirme çabasının Obama’yla birlikte terk edildiği; fakat Trump’ın “Cihatçı radikaller” vurgusunu ön plana çıkardığı hatırlandığında, Biden’ın da Obama’ya yakın bir yaklaşım ortaya koyduğu söylenebilir. Elbette bu durumda Bush ile Trump’ın Cumhuriyetçi; Obama ile Biden’ın ise Demokrat olmasının etkisi yadsınamaz. Ancak yeni dönemde ABD’nin Afganistan’ı İslamofobiyi tetikleyen argümanlar bağlamında ön plana çıkarmayacağını söylemek mümkündür.

Bu noktada ABD’nin Taliban’a ilişkin tenkit edici bir ifade kullanmamasına dönmek gerekmektedir. Zira 8 Ekim 2022 tarihinde ABD heyetinin Taliban yetkilileriyle Doha’da görüştüğü bilinmektedir. Bu görüşme, Zevahiri’nin öldürülmesinin ardından gerçekleşen ilk yüz yüze temas olmasına ek olarak ABD’nin Taliban liderlerine uygulanan seyahat kısıtlamalarını genişletme talebinin ve Afgan Fonu tartışmalarının gölgesinde gerçekleşmiştir.[9] Bu da ABD’nin her şeye rağmen müzakere masasına oturmak gerektiğinin farkında olduğuna ve dolayısıyla Taliban’ı Afganistan’ın bir realitesi olarak görmeyi kabullenebileceğine işaret etmektedir. Aslında bunun ilk işaretini 29 Eylül 2022 tarihinde ABD Afganistan Özel Temsilcisi Tom West’in Taliban’la görüşülmesini desteklediği yönündeki açıklaması vermiştir.[10] Dolayısıyla hem belge hem de bölgede ABD-Taliban hattında yaşanan son gelişmeler, küresel güç mücadelesindeki temel ötekisi olan Çin’e ve geleneksel rakibi Rusya’ya odaklanan Washington yönetiminin Afgan Sorunu’nu öncelikli gündemi olmaktan çıkaracağını ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak ABD’nin 12 Ekim 2022 tarihli Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, Washington yönetiminin Afganistan’da terörle mücadele iddiası çerçevesinde El Kaide ve DEAŞ terör örgütlerine yönelik operasyon kapasitesini korumak istediğini; lakin Taliban’a da diyalog kapılarını kapatmadığını gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda ABD’nin terörle mücadele operasyonları kapsamında bölge devletleriyle olan askeri ilişkilerini geliştirmeye çalışacağını öngörmek mümkündür. Taliban konusunda ise Beyaz Saray, Doha Antlaşması’ndaki taahhütlerin yerine getirilmesine odaklanacağı mesajını vermiştir.


[1] “National Security Strategy”, White House, https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2022/10/Biden-Harris-Administrations-National-Security-Strategy-10.2022.pdf, (Erişim Tarihi: 14.10.2022).

[2] “National Security Strategy”, a.g.m., s. 20.

[3] Aynı yer.

[4] “National Security Strategy”, a.g.m., s. 30.

[5] Aynı yer.

[6] Sales of the President of the United States, The National Security Strategy of the United States of America, September 2002, s. 3

[7] Sales of the President of the United States, National Security Strategy, May 2010, s. 4

[8] National Security Strategy of the United States of Americai December 2017, s. 10

[9] “First on CNN: Top US officials hold first in-person meeting with the Taliban since the US killed al Qaeda’s leader in July”, CNN, https://edition.cnn.com/2022/10/08/politics/us-taliban-talks-wasiq-qatar/index.html, (Erişim Tarihi: 14.10.2022).

[10] H. Andrew Schwartz, “A Conversation with Thomas West in the Context of Afghanistan One Year Later”, CSIS, https://www.csis.org/analysis/conversation-thomas-west-context-afghanistan-one-year-later, (Erişim Tarihi: 14.10.2022).

Dr. Doğacan BAŞARAN
Dr. Doğacan BAŞARAN
Dr. Doğacan BAŞARAN, 2014 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Yüksek lisans derecesini, 2017 yılında Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda sunduğu ‘’Uluslararası Güç İlişkileri Bağlamında İkinci Dünya Savaşı Sonrası Hegemonik Mücadelelerin İncelenmesi’’ başlıklı teziyle almıştır. Doktora derecesini ise 2021 yılında Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı‘nda hazırladığı “İmparatorluk Düşüncesinin İran Dış Politikasına Yansımaları ve Milliyetçilik” başlıklı teziyle alan Başaran’ın başlıca çalışma alanları Uluslararası ilişkiler kuramları, Amerikan dış politikası, İran araştırmaları ve Afganistan çalışmalarıdır. Başaran iyi derecede İngilizce ve temel düzeyde Farsça bilmektedir.

Benzer İçerikler