Afrika Jeopolitiğinde Türkiye ve İran

Türklerin 860 yılından itibaren Afrika ile irtibatta olduğu düşünülmektedir. Osmanlı Devleti döneminde, Afrika’nın kuzey ve doğu bölgelerinin hâkimiyet altına alınmasıyla Türklerin Akdeniz, Kızıldeniz ve Büyük Sahra ile güçlü temasları olmuştur. Ancak cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye’nin Afrika ile temaslarında azalma görülmüştür.

Türk dış politikasında, Soğuk Savaş’ın bitmesiyle ve özellikle Turgut Özal’ın çok yönlü dış politika yaklaşımıyla dönüşüm yaşanmıştır. Dönüşümün devamında Türkiye, Afrika ile ilişkilerini siyasi ve iktisadi olarak geliştirmek amacıyla 1998 yılında Afrika Açılımı Politikası geliştirmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidara gelmesiyle de Türkiye, Afrika ile olan münasebetlerini arttırmaya yönelmiş, bu doğrultuda 2005 yılı “Afrika Yılı” olarak ilan edilmiştir. Dönemin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’ın Afrika’nın Sahra Altı bölgesindeki, Etiyopya ve Güney Afrika ülkelerini ziyaret etmesi de bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Ankara’nın Afrika açılımından rahatsız olan dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi; Türkiye-Afrika sempozyumunun yapıldığı günlerde, yedi Afrika ülkesini ziyaret etmiştir. Zira İran eskiden beri, Ortadoğu ve Afrika’da Türkiye’yi rakibi olarak görmektedir. Ayrıca İran, Türkiye’nin Afrika’daki nüfuzunu kırmak amacıyla stratejiler geliştirmiş ve önemli hamlelerde bulunmuştur. Türkiye’nin Doğu Afrika’daki varlığını azaltmak için Eritre’nin iki adasını kiralamış, Somali’de eş-Şebab terör örgütü ve bazı kabile liderleri ile temaslar kurmuştur.

Bu gelişmeler çerçevesinde Türkiye’nin Afrika devletleri ile olan ekonomik ilişkilerini kazan-kazan (win–win) ilkesi çerçevesinde geliştirdiği görülmüştür. Tahran, rakip olarak gördüğü Ankara’nın Afrika ile olan ekonomik ilişkilerini baltalamaya çalışırken, Batı Afrika ülkelerine ağırlık veriştir. Bu amaçla Senegal’in başkenti Dakar’da bir araba fabrikası kurmuş ve petrol santralleri tesis etmiştir. Aynı doğrultuda Nijerya ve Gambiya ile ekonomik ilişkilerini güçlendirmeye çalışmıştır.

Diğer yandan Türkiye, Afrika devletleri ile dini ilişkilerini de geliştirmeyi hedeflemiş, 2011 yılında Afrika Dini Liderler Konferansı düzenlemiştir. Söz konusu konferansta 46 ülkeden 110 katılımcı ağırlanmıştır. Dönemin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan açılış konuşmasında, ülkesinin Afrika ile ilişkilerini İslam kardeşliği üzerinden geliştirmek istediğini açıklamıştır. Tahran’ın bölgede Şiileştirme politikası yürüttüğü bilindiğinden; Ankara’nın engel olarak görülmesi kaçınılmazdır. Nitekim İran, söz konusu engeli kaldırmak maksadıyla bölgedeki tasavvuf tarikatlarıyla temaslar kurmakta ve Şiiliği benimsemiş (Nijerya’daki Şeyh İbrahim Zakzaki’nin grubu gibi) gruplara maddi ve manevi destekler sağlamaktadır.

Türkiye ve İran’ın Afrika Politikalarında Avantajlı Olduğu Alanlar

Yukarıda İran’ın, Türkiye’yi Afrika’da bir rakip olarak gördüğü belirtilmiştir. Fakat her iki ülkenin de bölge politikalarında nispeten avantajlı olduğu alanlar vardır. Söz konusu avantajlar iki başlık altında incelenebilir:

  1. Ekonomik Avantajlar: Tahran’ın 1990’lı yılların başından itibaren Afrika ile ekonomik ilişkiler kurduğu bilinmektedir. Nitekim İran bölgede nükleer teknoloji alanına odaklanmış; Güney Afrika, Kenya, Cezayir, Nijerya ve Senegal’de nükleer santraller tesis etmiştir. Bu nedenledir ki Tahran’ın nükleer teknolojisinde Ankara’dan daha avantajlı olduğunu söylenebilir. Afrikalıların inşaat sektöründe Türk müteahhitleri tercih etmeleri ise Türkiye’yi bu alanda daha avantajlı konuma taşımıştır. Resmi rakamlara göre; İran’ın sadece Güney Afrika Cumhuriyeti’yle ticaret hacmi 2 milyar dolar iken, Türkiye’nin Afrika genelindeki ticaret hacmi ise 25 milyar dolardır.
  2. Güvenlik Alanındaki Avantajlar: İran’ın birkaç Afrika devletiyle askeri ve güvenlik alanlarında ilişkileri bulunmaktadır. Nitekim bu ülkenin geçmişte Sudan’la güçlü askeri ilişkilerinin olduğu ve hatta ortak bir silah fabrikasının kurulduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Eritre ve Cezayir askerlerinin İran menşeli silahlar kullandığı söylenmektedir. Bunlara ek olarak Tahran’ın, bölgedeki birçok silahlı örgüte yasal olmayan yollarla silah sattığı iddia edilmektedir. Amerikan menşeli Fox News Haber Ajansı’na göre Tahran; “190 Birim” isimli İranlı özel bir birlik üzerinden Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki silahlı örgütlere silah taşımaktadır.1

Türkiye ise güvenlik alanında imzaladığı birkaç anlaşma kapsamında Sudan, Etiyopya, Kongo gibi ülkelerin güvenlik güçlerini eğitmektedir. Ayrıca Eylül ayında yine eğitim amacıyla Somali’de askeri bir üssün kurulması da beklenmektedir. Tüm bu girişimlere rağmen Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile güvenlik alanındaki anlaşmalarının kısıtlı olduğu görülmektedir. Bu durumda Afrika’nın silah ticaretinde Türkiye’nin İran’a nazaran daha az paya sahip olduğu açıkça ortadadır.

Yukarıdaki bilgiler ışığında İran’ın askeri ve güvenlik alanında Türkiye’ye nazaran daha avantajlı olduğunu görünse de bu durumun orta ve uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ifade edilebilir. Zira Tahran’ın, Afrikalı liderler tarafından birçok silahlı örgütü desteklemekle (Senegal’de ayrılıkçı bir gruba silah kaçırması gibi) suçlanması ve güvenlik ilişkilerinin kesilmesi beklenmektedir. Buna karşın Türkiye’nin hükümetlerle imzaladığı anlaşmalar çerçevesinde güvenlik ilişkileri tesis etmesi, bu ülkenin daha avantajlı bir konumda olduğu kanaatini uyandırmaktadır.

Bu bilgiler ışığında, Afrika kıtasının bölgesel güçlerin rekabet sahası olduğu sonucuna varılabilir. Nitekim bahsi geçen güçlerin, birbirleriyle nüfuz alanı üzerinden mücadele etmek amacıyla harekete geçtikleri görülmektedir. 2016 yılında Suudi Arabistan’ın Doğu Afrika bölgesindeki İran nüfuzu ile mücadele etmek için başlattığı girişimler, Tahran’ın bölgedeki etkinliğine son vermiştir. Suudi Arabistan aynı şekilde Batı Afrika’da da İran nüfuzu ile mücadele etmeye başlamıştır ki ilk durağının Senegal olduğu görünmektedir. O halde Türkiye, Afrika’da etkinliği bitirilen İran’dan daha avantajlı bir konumdadır.


1 Arafa Elbandari, Raseef, raseef22.com/politics/2016/10/03/التوغّل-الإيراني-في-أفريقيا-الأهداف-و, (Erişim Tarihi: 25.08.2017).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

İbrahim NASSIR
İbrahim NASSIR
1988 yılında Sudan’ın Kassala şehrinde doğmuştur. İlkokulu ve liseyi Kassala’da okuduktan sonra Sudan – Türkiye arasındaki anlaşma kapsamında lisans eğitimini almak için 2008 yılında Türkiye’ye gelmiştir. 2013 yılında Türkiye Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi’nden lisans derecesini almıştır. Türkiye–Afrika ilişkileri konusunda bir çok panel ve konferensa konuşmacı olarak katılmıştır. Uluslararası alanda bir çok akademik çalışmada bulundu. Ulusal düzeyde çeşitli radyo ve televizyon programlarına katılmıştır. Yüksek Lisansını Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkileri Bölümü’nde yapmaktadır. Afrika, Ortadoğu ve İran Çalışmaları başlıca ilgi alanlarını oluşturmaktadır. İyi derecede İngilizce ve Türkçe bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

2,728BeğeniBeğen
45TakipçiTakip Et
1,640TakipçiTakip Et
137AboneAbone Ol

ÖNE ÇIKANLAR

Macaristan’ın Doğu Açılımı: Türkiye ve Türk Dünyası ile Gelişen İlişkiler

Son yıllarda Macaristan, dış politikasında önemli açılımlarda bulunmuştur. Avrupa Birliği’yle (AB) sorunları derinleşen Budapeşte, birlikten...

Washington’un PYD’yi Meşrulaştırma Girişimi

6 Kasım 2018 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer, terör...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz