ABD’nin Yaptırım Hamlesi Türk Dış Politikasını Nasıl Etkiler?

Hazırlayan: Burcu KESKİN

Ankara ile Washington arasında Rahip Andrew Brunson’un tutukluluğu sebebiyle gerilen ve karşılıklı yaptırım savaşına evirilen ikili ilişkilerde, krizi yumuşatmaya yönelik diplomatik görüşmeler devam ederken taraflar arasında ön mutabakat sağlandığına yönelik bir iddia da gündeme geldi. Bu kapsamda bir yandan Türkiye’yi temsil edecek bir heyetin Amerikalı yetkililerle görüşeceğinin açıklanması, diğer yandan da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Büyükelçiliği’nin gerginliklere rağmen Türkiye ile dost ve müttefik olmayı sürdüreceklerini duyurması, iki ülke arasındaki gerilimin yumuşayacağına ilişkin olumlu bir hava oluşmasını sağladı. Buna rağmen taraflar arasında son dönemde yaşanan gerginlikler ve bazı sorunların yapısallaşmaya başlaması, toplantıdan çıkacak sonucun öngörülmesini zorlaştırıyor.

Bahse konu olan gelişmelerin küresel yankılarını ve bunların Türkiye’nin dış politikasına olan etkilerini, alanının önde gelen uzman ve akademisyenleriyle görüşen Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), konuya ilişkin birbirinden değerli yorumları siz kıymetli okuyucularına sunmaktadır.

Prof. Dr. İlter TURAN (Bilgi Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

ANKASAM’a değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. İlter Turan, ABD-Türkiye gerginliğinde sadece “Washington’un tavrına değil, Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrine de bakmak lazım.” diyerek genel tablonun incelenmesi gerektiğini belirtti. Sürecin sadece Washington’un eylemleri ve Ankara’nın bunlara verdiği cevaplar şeklinde gerçekleşmediğine ve karşılıklı hamlelerin söz konusu olduğuna değinen Turan, iki tarafın da durumu telafi edilemeyecek boyuta taşımamak için gerginliği yumuşatmaya yöneldiğini vurguladı.

Son atılan adımları önemsediğini söyleyen Turan, gündemdeki acil maddelerin bir şekilde çözüme bağlanacağını ifade ederek yaşanan sıkıntıların Türk-Amerikan ilişkilerinden değil, Trump yönetiminin dünyaya yaklaşımından kaynaklandığının altını çizdi. Bu doğrultuda Turan,  ABD’nin dış politikasındaki tutarsızlığın yaşanan diplomatik sorunların temel nedeni olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Tayyar Arı (Uludağ Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Prof. Dr. Tayyar Arı, Türk-Amerikan ilişkilerinin son durumunu değerlendirirken sorunların son zamanlarda iktisadi bir boyut kazandığını dile getirdi. Arı, ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin güvenlik kaygıları üzerinden şekillendiğini ve bu nedenle de ilişkilerin gergin  seyrettiğini belirtirken son krizin ardından meseleye yargı boyutu ile iktisadi boyutun da eklendiğini ifade etti. Ayrıca Arı, Türkiye’den ABD’ye giden heyette, söz konusu başlıkları müzakere edebilecek yeteneğe sahip isimlerin de bulunduğunu kaydetti. Ankara’nın Washington ile kurduğu Münbiç mutabakatını hatırlatan Arı, sürece yalnızca PYD (Partiya Yekîtiya Demokrat/ Demokratik Birlik Partisi)  üzerinden bakıldığını ve dolayısıyla NATO’nun göz önünde bulundurularak adımlar atıldığını vurgulayarak “Her ne kadar ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, Türkiye ile güvenlik çerçevesindeki ilişkilerimiz devam edecek dese de NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı’nın yaptırımlar olurken Türkiye’yi ziyaret etmesi de düşünülmelidir.” sözleriyle güvenlikle ilgili konularda çeşitli sorgulamaların yaşanabileceğini ortaya koydu.

Tüm bu karamsar tabloya rağmen tarafların gerginliği azaltarak ilişkileri sürdürülebilir bir noktaya taşıyacaklarını düşünen Arı, “Çatışma da ilişkiler de sürdürülebilir olmalıdır. Ancak görülüyor ki çatışma sürdürülemez. ‘Türkiye’siz yolumuza devam ederiz.’ meselesi bazı radikal ve siyonist çevrelerce umursamazca dile getiriliyor olsa da ABD’nin çıkarları açısından bu seçenek pek olası değildir.” dedi. İşbirliği tesis edilebilmesi için tarafların birbirini anlaması gerektiğinin altını çizen Arı, “Washington, FETÖ ve PYD konusunda Ankara’nın kaygılarını da göz ardı etmemelidir. Türkiye’nin Brunson meselesini anlaması isteniyorsa, aynı duyarlılık ABD tarafından da gösterilmelidir. Yoksa bu ilişkiyi olumlu bir seyir içerisinde sürdürmek mümkün değildir.” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin 70’li yıllarda ambargo meselesini tecrübe ettiğini ve bu nedenle de ambargoyla dize getirilmesinin mümkün olmadığını dile getiren Arı, bu tür hamlelerin kısa vadede Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak amacını taşısa da uzun vadede iki tarafa da zarar verebileceği uyarısında bulundu. Arı, bugün Türkiye ekonomisinin dünya finans ve ticareti içine eklemlenmiş bir konumda olduğunu ve olası bir ambargodan yalnızca Türkiye’nin değil, tüm dünyanın zarar göreceğini de vurgulayarak meselenin küresel boyutunu hatırlattı. Washington’un amacının Ankara’yı pazarlığa zorlamak olduğunu ifade eden Arı, İran’a uygulanmaya başlanan ambargoya Türkiye’nin katılmıyor olmasını da mevcut krizle ilişkilendirdi. ABD’nin İran’la ticaret yapacak olan ülkelere verdiği gözdağını, tüm dünyaya yönelik bir ambargo tehdidi olarak değerlendiren Arı, “Washington’un istekleri böyle devam edecek ve Ankara’dan yeni şeyler talep edilecekse, Türkiye de hem güvenlik boyutuyla hem de iktisadi anlamda kendi alternatiflerini oluşturacaktır.” dedi. Arı, bir malın yalnızca satılmasının değil alınmasının engellemesinin de ambargo tanımı içine girdiğini hatırlatarak İran’a ve Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Avrupa’nın doğrudan zarar göreceğini belirtti. Washington’un siyasetinin dünyadaki iktisadi üstünlüğüne meydan okuyabilecek tüm ülkeleri tasfiye etmek üzerine kurulu olduğunu vurgulayan Arı, “Eğer Trump tutumunu değiştirmezse, onun irrasyonel politikaları karşısında, bölge ülkeleri bir araya gelerek çözüm üretecektir.” cümlesiyle ABD gücünü dengelemeye yönelik arayışlara işaret etti. Yeni işbirliği seçeneklerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini söyleyen Arı, Beyaz Saray’ın hedef aldığı ülkelerin birlikte hareket etmesi tavsiyesinde de bulundu.

Doç. Dr. Osman Can ÜNVER (İstanbul Ayvansaray Üniversitesi-Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler)

Doç. Dr. Can Ünver, Türkiye’nin dış politika hamlelerinin defa “bağımsızlıkçı bir politika” olduğunu ve bunun da tüm dünya tarafından açıkça görüldüğünü kaydetti.  Ünver, ABD’nin hatta genel olarak Batı Dünyası’nın Türkiye’nin “başını önüne eğen” duruşuna alıştığını ve bu yüzden de Türkiye’nin kendi çıkarlarını önceleyen bu yeni tutumuna karşı, batılı devletlerin bir asabiyet ve rahatsızlık içinde olduklarını ifade etti.  Bu doğrultudaki yorumlarını sürdüren Ünver, “Avrupa’da çıkan yayınlara ve özellikle de ABD’li yayın organı Newsweek’te çıkan makaleye bakacak olursak, Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden ciddi bir kampanya başlatıldığını görebiliriz. Ancak bir hezeyan içerisindeler.” değerlendirmesiyle Batı’nın Türkiye karşıtı tutumunu eleştirdi.

Batı’da yüz yıllardır Türkiye’yi hedef tahtasına oturtan stratejilerin geliştirildiğini ve bu konudaki başarısızlığın bir sendrom yarattığını dile getiren Ünver, “15 Temmuz’dan sonra yaşanan gelişmeler, askerin Afrin’e girmesi ve terörle mücadeledeki başarılar, özellikle terörü destekleyen devletler açsından rahatsızlık verici oldu.” dedi.  Ünver, küresel tabloyu bütünlükçü bir bakışla ele alarak ABD’nin yaşadığı rahatsızlığın Türkiye’nin varlığını, birliğini ve bütünlüğünü hazmedememekten kaynaklandığını öne sürdü.

Bülent ERANDAÇ (Takvim Gazetesi)

Takvim yazarı Bülent Erandaç, ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırım hamlesi sonrasında, bölgesel ve küresel ilişkileri değerlendirerek Türkiye-Rusya ve İran arasındaki ilişkinin Washington’u rahatsız ettiğini söyledi. Önümüzdeki günlerde Tahran’da gerçekleşecek olan zirveye işaret eden Erandaç, Astana’yla başlayan söz konusu sürecin ABD’nin Irak’tan Suriye’ye ve oradan da Akdeniz’e uzanacak terör koridorlarıyla ilişkili planlarını bozduğunu kaydetti. Erandaç, ABD’nin hem İran’a hem de Türkiye’ye yaptırım uygulayarak bölgedeki dengeleri bozmaya ve  Ortadoğu’ya ilişkin yeni planlarını devreye sokmaya çalıştığını vurguladı. Buna ek olarak Moskova-Washington hattında bir anlaşma gerçekleşmesi ihtimalinin de bulunduğunu hatırlatan Erandaç, “Bir de Putin ve Trump’ın Helsinki’de yaptığı görüşmeyi ve Trump’ın oradaki konuşmasını unutmayalım. Bu durumu ‘İkinci bir Yalta olabilir mi?’ diye sorgulamak gerekir.” cümlesiyle sürecin hassasiyetle okunması gerektiğini dile getirdi.

Erandaç, Türkiye ve İran’la yakın temaslarda bulunan Rusya’nın da uygulanan ambargolarla dolaylı yoldan sıkıştırılmak istendiğine dikkat çekerek “Putin’in altyapı güçlerinden biri Türkiye biri de İran’dır. Dolayısıyla pazarlık masasında Rusya’nın da gücü zayıflatılmaya çalışılmaktadır. Bu girişimlerin altında, Putin’in jeopolitik hamlelerini kırmak, Ortadoğu’da yeni projelere zemin hazırlamak ve İsrail’in güvenliğini sağlayarak Suriye’nin güneyindeki gelişmeleri organize etmek yatıyor.” dedi. Türkiye’nin içine sokulmak istendiği durumu da değerlendiren Erandaç, ABD’nin oluşturmak istediği ortamı “kontrollü kaos” olarak tanımladı.

Yazarın diğer yazıları