Suudi Arabistan’ın Başarısızlığı ABD’yi Türkiye’ye Muhtaç Kılıyor

11 Kasım’daki görüşmede Türkiye ile ABD, PYD ve İran üzerinden çıkarlarını örtüştürmeye çalışacaklar. Zira ABD’nin Ortadoğu politikasında Suudi Arabistan’ın başarısız olması, Türkiye’ye ihtiyacı artırırken Türkiye de ABD ile Brunson ve Kaşıkçı olayları üzerinden manevralar yoluyla yeni ilişki biçimi geliştirmek istiyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2017 tarihindeki Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ilk yurtdışı ziyaretiyle Ortadoğu politikasının temellerini atmıştı. Buna göre ABD, yeni Ortadoğu politikasını Suudi Arabistan liderliğinde Sünni blok oluşturarak İran’ı zayıflatma ve baskılama yoluyla İsrail’i rahatlatma stratejisini uygulamaya başlamıştı. Çünkü 2003 yılındaki Irak işgali sonrası süreçte ABD’nin stratejik hataları, İran’ın başta Irak’ta Şii hükümet olmak üzere Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler ve Suriye’de Esed rejimi üzerinden Ortadoğu’da etkinlik alanını İsrail’i tehdit edecek düzeyde artırmasına neden olmuştu. Buna karşı Trump yönetimi, öncelikle Obama yönetiminin yumuşak güce dayalı stratejisini terk ederek sert güce dayalı yeni saldırgan politika benimsemekle işe başladı.

Trump yönetimi, Obama yönetiminin yumuşak güç stratejisi çerçevesinde çok taraflı diplomasiyle 2015 yılında İran’ı uluslararası sisteme entegre etmeye dayanan nükleer anlaşmadan Mayıs 2018 tarihinde tek taraflı çekildiğini açıklamıştı. Çünkü Başkan Trump, BM Güvenlik Konseyi üyeleri ve Almanya’nın da taraf olduğu uluslararası nitelikteki nükleer anlaşmayı ABD’nin çıkarlarına aykırı, ‘kötü’ bir anlaşma olarak nitelendirmiş ve İran’ı zorlayarak daha iyi bir anlaşma yapacağını açıklamıştı. Bu çerçevede Trump yönetimi, bir yandan oluşturduğu Sünni blok üzerinden diğer yandan da yaptırımlar üzerinden İran’ı baskı altına alıp istediği koşullar üzerinden tekrar nükleer anlaşmayı yapma taktiğini izlemekte.

Bununla birlikte ABD, İran politikasının ötesinde Suudi Arabistan’ı sadece İran’ı baskılama stratejisinin bir parçası olarak değerlendirmemişti. Aynı zamanda ABD, Ortadoğu  siyasetinin dönüştürülmesinde Suudi Arabistan’a ılımlı İslam modelini hayata geçirme rolü de tayin etmişti. Bu bağlamda ABD’nin bu yeni politikasını uygulamak üzere Suudi Arabistan’da Muhammed bin Selman (MbS) veliaht prensliğe getirildi. Bu çerçevede Mbs, her ne kadar Suudi Arabistan’da sosyal düzeyde çeşitli reformlar yapsa da ekonomik-enerji sektöründe ABD’ye bekleneni veremedi. Çünkü Suudi Arabistan, hem İran’ı zayıflatma ve baskılama politikasında hem de Ortadoğu siyasetinin dönüştürülmesinde ABD’nin istediği başarıyı sağlayamadı. Zira Suudi Arabistan, Yemen’de vekaleten mücadele ettiği İran’a karşı üstünlük sağlayamadığı gibi Irak ve Suriye’de de İran’ın etkinliğini kıramadı. Bunun üzerine Kaşıkcı olayı üzerinden de MbS’nin tasfiye süreci ya da ABD’nin istediklerini bir an evvel harfiyen yerine getirmesi için zayıf duruma düşürülmesi politikasına geçildiği anlaşılmakta.

Bu aşamada bir yandan Suudi Arabistan’ın başarısızlığı öte yandan Türkiye’nin Ortadoğu’da ABD’nin politikalarına karşı oyun bozucu rolü ile ortaya çıkması, Suriye’de kurduğu ittifaklar (Astana ekseni) ve askeri manevralar (Fırat kalkanı, Zeytin Dalı harekatı) üzerinden etkinliğini artırması, ABD’nin tekrar Türkiye’ye ihtiyacını artırmıştır. Zira ABD’nin desteklediği Suudi Arabistan liderliğindeki Sünni blokun ilk hamlesi olan İran’la yakın ilişkisi bulunan Katar’ı abluka altına alma stratejisine Türkiye, oyun bozucu rol oynayarak set çekmişti. Özellikle küresel ve bölgesel aktörlerin müdahil olduğu Suriye satrancında Ocak 2017 tarihinde Astana ekseninin oluşturulmasıyla ABD, bir nevi oyun dışı kalmıştı. Bunda ABD’nin NATO müttefiki Türkiye yerine PKK terör örgütünün organik uzantısı PYD/YPG’yi taktik düzeyinde de olsa yerel müttefik olarak seçmesi etkili olmuştu. ABD’nin Suriye’de bir yandan PYD/YPG terör örgütüyle birlikte hareket etmesi öte yandan Fırat’ın doğusunda terör yapılanmasını inşa etmesi, Türkiye ile çıkarlarının çatışmasına yol açmıştı. İki ülke arasındaki bu çıkar çatışmasının ilişkilerde derin bir stratejik kopuşa yol açacak düzeye vardığı da söylenebilir. Çünkü Türkiye, ABD’nin hem PKK terör örgütünün organik uzantısı olmasına rağmen PYD/YPG’yle ittifak yapması hem de sınırlarında terör yapılanmasını inşa etmesini müttefiklik ilişkilerine sığdıramıyordu.

Yarım asrı aşkın müttefiklik ilişkilerini derinden zedeleyen bu durum, ilişkileri bozmanın ötesinde Suriye’de iki ülkeyi karşı karşıya getirmişti. Buna karşı ABD, Türkiye’yi ihmal eden ama öte taraftan kendi politikasına zorlamak için Zarrab ve Halkbank davaları, FETÖ terör örgütünü himaye etme ve döviz kuru gibi çeşitli manevralar üzerinden baskı uygulama politikasını yürütmüştü. Ancak Türkiye’nin ABD’nin diz çöktürme manevralarına karşı direnebilmesi, hatta bunun da ötesinde ABD’ye alternatif olarak Astana ekseninde olduğu gibi Türkiye’nin yeni ittifaklar kurup Suriye jeopolitiğinde elde ettiği kazanımlar, ABD’nin NATO müttefiki Türkiye’nin gözden çıkarılamayacak ölçüde stratejik önemini bir kez daha ortaya koydu. Bunun yanında Trump’ın Suudi Arabistan üzerinden kurduğu Ortadoğu politikasının beklenen başarıyı gösterememesi, İran ve Rusya’nın etkinlik alanı artarken Suudi Arabistan’ın hem jeopolitik kazanım elde edememesi hem de beklenen dönüşümü gerçekleştirememesi üzerine bir de Kaşıkcı olayı üzerinden prestij kaybına uğraması, ABD’nin Türkiye’ye olan ihtiyacını artırmıştır. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Kaşıkcı olayını hem ABD hem de Suudi Arabistan’a karşı manevra kozu olarak ustalıkla kullanması, Türkiye’nin pazarlık gücünü artırmıştır.

Bu bağlamda 11 Kasım tarihindeki Erdoğan-Trump görüşmesinde ABD-Türkiye ilişkilerinin yeniden yapılandırılmasında Erdoğan’ın Brunson ve Kaşıkcı olaylarını bir koz olarak kullanacağı ileri sürülebilir. Bu çerçevede iki lider arasındaki bu görüşmede ülkelerinin çıkarlarıyla bölge politikalarını örtüştürme yönünde bir müzakere yürütecekleri söylenebilir. Zira ABD’nin PKK terör örgütü liderlerinin yakalanması için ödül koyması, Trump yönetiminin Türkiye ile politikalarını örtüşmeye yönelik bir manevra olarak değerlendirilebilir. Buradan hareketle görüşmede iki ülke arasında en önemli çıkar çatışmasının yaşandığı ABD’nin PYD/YPG terör örgütüne verdiği destek ve Fırat’ın doğusundaki terör yapılanmasının ana gündem olacağı kuvvetle muhtemel. Çünkü bu sorunu aşmadan iki ülkenin İran konusunda politikalarını örtüştürmesi de mümkün olmayacaktır. Bu nedenle iki ülkenin PYD ve Fırat’ın doğusu konusunda Münbiç benzeri bir örtüşme gerçekleşebilir.

Türkiye ile ABD, nasıl daha önce çıkar çatışması yaşanan Münbiç meselesini ortak devriye yöntemiyle bir dereceye kadar çözdülerse şimdi de Fırat’ın doğusunda benzer bir yöntemin gündeme geleceği öngörülebilir. Fırat’ın doğusundaki PYD/YPG yapılanmasının Türkiye sınırlarına bitişik kısımdan Suriye içlerine çekilip oluşan koridorda Türkiye ile ABD arasında devriye yöntemi uygulanabilir gözükmekte. Bu yöntemle ABD, büyük yatırım yaptığı ve silahlandırdığı PYD/YPG’nin Türkiye tarafından ezilmesini de engellemiş olacak.

Zira Rusya’nın da Türkiye’nin PYD’yi ezmesine ses çıkarmayacağını Fırat’ın doğusundaki ABD varlığını Suriye’nin bütünlüğüne tehdit olarak gördüğü yönündeki açıklamalarından anlamak mümkün. Ayrıca Türkiye’nin 28 Ekim tarihinde Fırat’ın doğusundaki PYD mevzilerine karşı gerçekleştirdiği top atışları, ABD’ye açık bir mesaj olmuştu. Bu nedenle ABD, PYD üzerinden yerleştiği Suriye’nin kuzeyindeki durumunun zayıflamaması için Türkiye ile anlaşmak zorunda.

Böylece ABD, Türkiye ile politikalarını örtüştürmüş ya da en azından çıkar çatışmasını engellemiş olacak. Aslında ABD’nin Türkiye ile çıkarlarını örtüştürmek zorunda kalması nedeniyle PYD ve Fırat’ın doğusunda taviz vermek zorunda olduğu söylenebilir. Çünkü ABD’nin Ortadoğu ve Suriye politikalarında Türkiye’nin oyun bozucu rol oynaması ve Suudi Arabistan’a dayandırdığı politikanın başarısız olması, Türkiye ile yeni ilişki biçimini zorlamakta. Özellikle ABD, politikalarını Türkiye ile uyumlulaştırma yoluna giderek Katar krizinde olduğu gibi şimdi de İran yaptırımları meselesinde Türkiye’nin  tekrar oyun bozucu olmasının önüne geçmek istemekte. İşte 11 Kasım tarihinde Paris Barış Konferansının 100. yıl dönümü anısına düzenlenen Fransa’daki etkinlik sırasında gerçekleşecek olan Erdoğan-Trump görüşmesinde Türkiye, masaya bu kazanımlarla eli güçlü otururken Trump ise müttefiki Suudi Arabistan’ın başarısız olduğu ve Türkiye’ye ihtiyacının arttığı koşullarda oturacak.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
ANKASAM Kamu Diplomasisi Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,800BeğenenlerBeğen
110TakipçilerTakip Et
1,736TakipçilerTakip Et
210AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz