ABD’nin Latin Amerika Müdahaleleri: Venezuela

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya karşı yürütülen muhalefetin lideri olan Venezuela Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido’nun kendisini devlet başkanı ilan etmesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Guaido’yu “Geçici Devlet Başkanı” olarak tanıdığını açıklaması, söz konusu ülkedeki gerilimi tırmandırmıştır. Beyaz Saray’ın tutumu karşısında Maduro, Washington ile Karakas arasındaki tüm diplomatik ilişkileri kestiklerini açıklamışsa da ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Venezuela’daki ABD’li diplomatların geri çekilmeyeceğini duyurmuştur. Diğer yandan ABD’nin ardından birçok Latin Amerika ülkesinin de Guaido’yu devlet başkanı olarak tanıması ve buna karşılık Türkiye ve Rusya gibi ülkelerin Maduro yönetimine destek vermesi süreci daha da karmaşık bir noktaya taşımıştır.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Venezuela’daki sokak olaylarının esas nedenini, ABD’nin darbe çağrısının ne anlama geldiğini ve önümüzdeki süreçte Latin Amerika’da yaşanabilecek senaryoları tartışmaya açarak alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Ali Yaşar SARIBAY (Uludağ Üniversitesi-Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi)

Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, Washington’un kendi tarihindeki demokrasi anlayışına ihanet eden bir tutum içerisinde olduğunu ifade ederek “Bu açıdan ABD, özellikle hegemonik lider konumuna ulaştıktan sonra, diğer devletlerle olan ilişkisinde demokrasi standartlarını dikkate almayan bir aktöre dönüşmüştür.” açıklamasında bulundu. Washington’un bunu yaparken “ince ayarlı” bir politika gütmeye çalıştığını da dile getiren Sarıbay, Venezuela’daki ekonomik sıkıntıları işaret ederek “Rejimin adının sosyalizm olması ya da sosyalist bir başkanın o ülkenin başında bulunması, sosyalizmin bütün ilkelerinin uygulandığı anlamına gelmiyor. Tıpkı ABD’de de rejimin adının demokrasi olmasına rağmen demokrasinin bütün ilkelerinin uygulanmadığı gibi!” dedi.

Diğer yandan Beyaz Saray’ın müdahil olduğu hiçbir olayın hayırla sonuçlanmadığının da altını çizen Sarıbay, gelişen sürecin Maduro açısından olumlu neticelenmeyeceği öngörüsünde bulunarak ABD’nin Suriye’den çekilme kararının başka bölgelere yoğunlaşacağının işareti olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Mehmet Necati KUTLU (Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı)

Prof. Dr. Mehmet Necati Kutlu, ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini vurguladığı değerlendirmesinde, Trump yönetiminin hukuksuz bir karar aldığını ifade ederek Washington’un tutumunu şekillendiren unsurlar içerisinde ekonomi ve petrol konularının iç içe geçtiğine dikkat çekti. Bu doğrultuda Kutlu, ABD’nin Venezuela’ya yönelik attığı adımın arkasında petrolün bulunduğu ve ülkedeki ekonomik sıkıntıların da süreci beslediğini öne sürdü.

Diğer yandan Venezuela’nın ilerleyen süreçte Irak ve Suriye’deki senaryoların bir benzeriyle karşılaşma ihtimalini de yorumlayan Kutlu, “Böyle bir şeyi beklemek için erken olduğunu düşünüyorum. İki bölgenin de kendi iç dinamikleri var. Bu farklılık nedeniyle yaşanacak süreç birbirine benzemeyebilir. ‘Dünyanın başka bir yerinde böyle oldu; burada da mutlaka bir benzeri yaşanacaktır’ demek doğru bir yaklaşım olmaz.” şeklinde konuştu.

 

Prof. Dr. Ali Engin OBA (Emekli Büyükelçi/Çağ Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Prof. Dr. Ali Engin Oba, Türkiye’nin yakın geçmişte darbe girişimi yaşamış bir ülke olarak hassas davranmasını normal bulduğunu ifade ederek gelişen ikili ilişkiler bağlamında Ankara ile Karakas arasında gerçekleşen karşılıklı ziyaretleri hatırlattı.

Venezuela’yla ilgili olarak “Bölgedeki ekonomik sorunlar, ülkeleri istikrarsızlaştırarak göçe sebebiyet veriyor. Venezuela’da da petrol dışında ihraç edilecek bir şey yok.” değerlendirmesinde bulunan Oba, Maduro’nun geleceğine dış müdahaleyle değil; demokratik süreçlerin işletilmesiyle karar verilmesi gerektiğini söyledi. Öte yandan bahsi geçen ülkede düzenlenen seçimlerin demokratik niteliğine yönelik tartışmalara da değinen Emekli Büyükelçi, “Daha önce yapılan bir seçimde Maduro’nun görev süresinin uzatılması yönünde bir durum tecelli etmişse de muhalifler tarafından seçimlerin meşru olmadığını iddia ediliyor.” açıklamasını yaptı.

Meselenin Türkiye boyutuna da değinen Oba, Ankara’nın eskiden NATO’nun politikalarını benimsediğini ve bu doğrultuda Latin Amerika, Afrika ve Uzak Doğu gibi bölgelerle olan ilişkilerini sınırlı düzeyde tuttuğunu belirterek “Şimdi ise durum farklı; Türkiye bir küresel aktör haline geldi. Dünyanın her yeriyle ilgilenmesi gerekiyor. Öyleyse Türkiye’nin konuyu yakından takip etmesi normaldir. Dolayısıyla biz de hassasiyetlerimiz gereği, seçimle gelmiş bir iktidarın darbeyle gitmesine karşı çıkıyoruz.” dedi.

Venezuela’da meydana gelen olayların uluslararası politikaya etkisini de yorumlayan Oba, Washington’un talebi üzerine pek çok Latin Amerika ülkesinin de Guaido’yu tanıdığını dile getirerek “Latin Amerika içinde yeni rejimi tanıyan kaç ülke var?” sorusunun önemli olduğunu vurguladı. ABD’nin bölgedeki etkinliğini petrol üzerinden açıklayan görüşlere katılmadığını da ifade eden Oba, “Günümüzde petrol, ABD için önemsiz bir hale geldi. ABD’nin petrolü kendisine yetecek düzeydedir. Burada bölgenin istikrarsızlaştırılması ve Maduro’nun popülist politikalarla bölgeye diğer ülkeleri de çekecek hamleler yapması, Washington’un tutumunu şekillendirmiştir.” yorumunda bulundu. Nitekim Oba, ABD’nin stratejisine karşılık Rusya’nın da Maduro’ya sahip çıktığını hatırlatarak Moskova’nın bu hamlesinin son derece anlamlı olduğunu dile getirdi.

Dr. Levent Ersin ORALLI (ANKASAM Uluslararası Hukuk Danışmanı)

Dr. Levent Ersin Orallı, Venezuela’da demokratik seçimlerle göreve gelen Maduro’ya karşı, muhalif Guaido’nun kendisini devlet başkanı ilan etmesinin ve çok sayıda devletin de bu antidemokratik girişime destek vermesinin Soğuk Savaş dönemini hatırlatan bir gelişme olduğunu söyleyerek “Tanıma süreci, hukuksal bağlamda devletlerin tanınması ve hükümetlerin tanınması şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Venezuela’da karşımıza çıkan durum, görevde olanın dışındaki bir hükümetin tanınmasıdır. Ancak hukuken böylesi bir tanıma, sömürge altında olan bir halkın ya da antidemokratik bir uygulamayla hukuk dışı şekilde iktidarı elinde tutan bir grubun varlığı durumunda gerçekleşmektedir. Başta ABD olmak üzere, çok sayıda Avrupa ve Güney Amerika ülkesinin böyle bir tanıma metodunu seçmesi, Birleşmiş Milletler’in (BM) en temel prensibi olan ‘devletlerin içişlerine karışmama’ ilkesinin temelden çiğnenmesi anlamına gelmektedir.” açıklamasında bulundu.

Orallı, BM üyesi devletlerin 1945 yılında egemen eşitlik çerçevesinde, birbirlerinin içişlerine müdahale etmeme ilkesine imza attıklarını hatırlatarak bu tarihten itibaren iki normun geçerli olduğuna dikkat çekti. İlk olarak sömürge altında olan ülkelerde sürgündeki hükümetlerin tanınacağını kaydeden Orallı, bir diğer durumda da “Hükümetin bir darbe neticesinde el değiştirdiği devletlerde, darbeye maruz kalan yönetimin hukuken iktidarda olacağı ve diplomatik ilişkiler yürüteceği kabul edilmektedir.” dedi.  Bu bağlamda Orallı, ABD ve ortaklarının Venezuela’ya uyguladığı politikanın uluslararası hukuka aykırı olduğunun altını çizerek “Maduro, 2018 yılında yapılan ve çok sayıda uluslararası gözlemci tarafından takip edilen seçimlerde %68 oy alarak ikinci kez devlet başkanı seçilmiştir. Üstelik Maduro’nun kuvvet kullanma vasıtasıyla iktidarı elinde tuttuğu ya da halkın üzerinde meşru olmayan bir baskı mekanizması geliştirdiği şeklinde bir kanaat de oluşmamıştır.” ifadesinde bulundu.

İrfan SAPMAZ (CNN Türk-Haber Koordinatörü)

Gazeteci İrfan Sapmaz, demokrasinin içeriğinin ülkelere göre değişiklik gösterdiğini söyleyerek “Ortadoğu’ya baktığımızda kimse Suudi Arabistan’ın demokrasisini sorgulamıyor. Şüphesiz bu durum, Riyad’ın petrol politikasından kaynaklanıyor. Benzer bir şekilde Kuveyt’in ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de demokrasisi sorgulanmıyor.” ifadesinde bulundu. ABD’nin baskı uygulayarak Venezuela’daki yönetimi değiştirmeye çalıştığına dikkat çeken Sapmaz, “Soğuk Savaş döneminde Venezuela’da iktidarda olan liberal yönetimler, ABD’yle iyi ilişkilere sahipti. Chavez’den sonra bu durum değişti. Maduro yönetiminde ise ilişkiler kopma noktasına geldi. Bu nedenle de ABD ve müttefikleri, ülkedeki sağ muhalefeti destekliyor. Öte yandan Türkiye ise demokrasiye ilişkin ilkesel duruşunu sürdürerek Maduro’nun yanında duruyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da seçimle gelen bir yönetim olduğunu vurguladı. Ancak buna rağmen Venezuela ekonomisinin çok da sağlıklı verilere sahip olduğu söylenemez. Bu da Karakas yönetimini kırılgan hale getiriyor” şeklinde konuştu.

Ayrıca Sapmaz, AB ülkelerinin Venezuela’daki krizle ilgili farklı açıklamalar yapmasına da değinerek süreç içinde Avrupalı aktörlerin ABD’yle hareket edeceği öngörüsünde bulundu. Yine de Maduro’nun direndiğine dikkat çeken deneyimli gazeteci, “Türkiye’nin 15 Temmuz’da yaşadığı darbe girişimine benzer bir durum var. Maduro da kolay kolay yönetimi teslim etmeyecektir. Ancak sokak eylemlerinin devam edeceği de anlaşılıyor. Bu bağlamda Beyaz Saray, Venezuela Ordusu içinde bir bölünme yaratarak süreci askeri darbeyle neticelendirmeye çalışacaktır.” dedi.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,016BeğenenlerBeğen
232TakipçiTakip Et
2,555TakipçiTakip Et
267AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz