ABD’nin İran Yaptırımlarının Türkiye Boyutu

İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı baştan beri eleştiren Donald Trump göreve geldikten sonra anlaşmanın ortadan kaldırılacağının sinyallerini adaylık günlerinden itibaren vermişti. Bu bağlamda 8 Mayıs 2018 tarihinde ABD’nin söz konusu anlaşmadan çekilmesiyle İran’a yönelik Amerikan yaptırımları yeniden gündeme geldi.

Washington yönetiminin bu kararına karşılık Tahran konuyu Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) taşıdı. Merkezi Lahey’de bulunan UAD, ABD aleyhine İran tarafından açılan davada İran’a yönelik yaptırımların askıya alınmasıyla ilgili gerekli tedbirlerin alınması talebini kabul etti. ABD ile İran arasında 1955 yılında imza edilen “Dostluk Anlaşması”nın gerekçe olarak ele alındığı ve İran dini lideri Ayetullah Ruhani’nin “İran’ın zaferi” olarak yorumladığı Divan’ın bu kararında ABD’nin İran’a yönelik insani yardım malzemelerine, hizmetlerine ve bunların transferi için kullanılan sivil havacılığa uyguladığı yaptırımların kaldırılması konusunda tedbir kararı verdi. 8 Ekim 2018 tarihinde ilk duruşması yapılan davanın neticelenmesinin en az iki yıl sürmesi beklenilmektedir. Meselenin uluslararası hukuk boyutu ve bu sürecin nihayete ermesinin günümüz uluslararası ve bölgesel konjonktürü ile ABD’li karar alıcıların iradeleri baz alındığında siyasi pratikte bir anlam ifade etmeyeceği aşikardır.

Trump yönetiminin çok taraflı bağlayıcı uluslararası hukuk metinleri (antlaşmalar) ve kuralları dikkate almayan anlayışa sahip olduğu artık herkes tarafından kabul edilir bir gerçeklik halini almıştır. Beyaz Saray yönetimi dış politikada işbirliği veya en azından çatışmasızlık ilkelerinden ziyade rekabet ve çatışma temelli bir anlayışla hareket etmektedir. Nitekim Abraham Harold Maslow tarafından ilk defa ortaya atılan “elinde çekiç olan herkesi çivi görür” tümcesi Trump yönetiminin mantalitesini tam anlamıyla izah etmektedir.

Çekiç-çivi anlayışı çerçevesinde müesses nizamın hassasiyetleri de dikkate alınmadan alınan İran’a yönelik yaptırım kararının sebebi ise bir önceki ABD Başkanı Barack Obama döneminde İran’la imza edilen P5+1 anlaşmasıdır. ABD’nin iç hukukuna göre söz konusu anlaşma altı ayda bir başkan tarafından denetlenmekteydi. Başkan’ın İran’ın anlaşma şartlarına aykırı davrandığını tespit etmesi halinde anlaşma yenilenmeyecekti. Trump da 8 Mayıs 2018 tarihinde İran’ın anlaşmada yer alan şartları yerine getirmediği gerekçesiyle söz konusu hukuki belgeyi yenilememiştir. ABD iç hukuku açısından sonuçları olan bu karar neticesinde Beyaz Saray yönetimi anlaşmadan çekilmiştir.

Anlaşmadan çekilme, İran’ın yeniden yaptırımlara maruz kalacağı anlamını taşımaktaydı. Bu kapsamda Trump yönetimi söz konusu yaptırımları iki aşamalı olarak uygulama kararı aldı. İlk aşamada daha yumuşak bir şekilde uygulanan yaptırımlar İran’ın ekonomik yapısında bozulma ve kırılmalara sebebiyet verse de bölgesel konjonktüre fazlaca etki etmemiştir. Yaptırımların ikinci ayağı ise birincisinden oldukça farklıdır. Bu kapsamda öncelikle yaptırımların ikinci ayağının neleri içerdiğinin ifade edilmesi gerekir.

Yaptırımların İkinci Ayağı

ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları ilk defa 2018 yılında söz konusu olmamıştır. 1979 yılında İran’da İslam Devrimi’nin gerçekleşmesi sürecinde Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin işgal edilmesiyle birlikte çeşitli yaptırımlar olmuştur.[1] Bu yaptırımlar uzun bir süre çeşitli yöntemlerle uygulanmıştır. Son yaptırımlar noktasındaysa ABD’de Ekonomik Yaptırımlar Politikası ve Yürütme Departmanı, İran’daki mevcut ticari aktiviteleri kısıtlayan bir dizi yaptırım programının uygulanmasından sorumludur. Bu kapsamda daha önce aşağıdaki kararlar alınmıştır:[2]

  1. 8 Mayıs 2018 tarihinde İran’la yapılan nükleer anlaşmadan ayrılma kararı. Buna bağlı olarak İran’ın nükleer bir silah geliştirmesini engellemek için Avrupa ve Dünya’daki müttefiklerle birlikte hareket edilmesi kararı.
  2. 16 Ağustos 2018 tarihinde Dışişleri Bakanlığı’nın İran ile ilgili faaliyetlerinin tüm yönlerini yönetmek, gözden geçirmek ve koordine etmekten sorumlu olacak ve doğrudan Dışişleri Bakanı’na bilgi vermekle yükümlü İran Eylem Grubu’nun oluşturulması
  3. ABD Hazine Bakanlığı Dış Varlıklar Denetimi Departmanı/ The U.S. Department of the Treasury’s Office of Foreign Assets Control (OFAC) tarafından Çocuk Savaşçılar Bağlamında İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Besic Gücü’ne maddi destek sağlayan iş/ticari ağa karşı 16 Ekim 2018 tarihli karar.

İran’a yaptırımlar konusunda Yürütme Emri olarak ifade edebileceğimiz hukuki karar 7 Ağustos 2018 tarihinde alınmıştır. Bu kararda 5 Kasım 2018 tarihinde başlayacak sürece dair ilişkin olarak yapılan düzenlemeler ana hatlarıyla yapılmıştır:[3]

  • Hazine Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı’na danışarak gerekli önlemleri belirleyerek ilgili kişilere uygulama konusunda yetkilendirilmiştir.
  • İran devlet tahvillerinin ve değerli metallerin desteklenmesiyle ilişkili yaptırımları engellemeye çalışan bazı İranlılar ve İran’ın enerji, gemicilik, tersane ve liman işletme sektörlerine yönelik yaptırımlar (7 Ağustos 2018 tarihi itibarıyla. Dolayısıyla yaptırımların birinci ayağında yer almaktadır.)
  • İran Merkez Bankası, Naftiran Intertrade Company (NICO) ve İran Ulusal Petrol Şirketi bünyesindeki faaliyetler
  • İran Otomotiv sektörü, İran petrolü, petrol ürünleri, petro-kimya ürünleri ve doğalgaz.

Yaptırımların Türkiye Boyutu

ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları sadece söz konusu devlet ile sınırlı kalan bir durum değildir. Dış politika kararlarına işlerlik kazandırabilmek için kullanılan araçlar arasından ekonomik baskı aracı olan yaptırımların uygulamaya maruz kalan devletin dışındaki devletleri etkilemesi kaçınılmazdır. Pozitif veya negatif olarak dolaylı olarak etkilenecek devletler aşağıdaki gibidir:

  1. Yaptırımlara maruz kalan devlete sınırdaş devletler,
  2. Yaptırımlara maruz kalan devletle aynı jeopolitikte yer alan devletler,
  3. Yaptırımlara maruz kalan devletle siyasi ve ekonomik ilişkileri olan devletler,
  4. Yaptırımlara maruz kalan devletle dost-müttefik veya düşman-rakip şeklinde ilişkisi olan devletler.

Meseleye Türkiye merkezli bakıldığında yukarıdaki üç maddede tartışmasız bir gerçeklik olduğu görülecektir. Türkiye, İran ile hem sınırdaş hem de aynı jeopolitikte yer alan devlet olmakla beraber Tahran’la siyasi ve ekonomik ilişkilere sahiptir.  Bu durum iki devlet arasında tam anlamıyla olmasa dahi bir karşılıklı bağımlılık gerçeğini doğurmaktadır.

Dördüncü madde bağlamında ise farklı görüş ve iddialar olduğunun belirtilmesi gerekir. Bu noktada birinci görüş; iki devletin 1639 yılında imza edilen Kasr-ı Şirin Statükosu’na sadık ve özellikle Suriye’deki iç savaş şartlarında tesis edilen Astana Süreci ruhuna dost devletler olduğudur. İkinci görüş ise bunun tam tersini savunmaktadır. İkinci görüşe göre ise Türkiye ve İran; Ortadoğu ve Orta Asya jeopolitiğinde mezhepsel ve etnik kimlikler üzerinden yürütülen bir rekabet ve zaman zaman düşmanlığa varan gerginliklerin söz konusu olduğu rakip ve potansiyel iki düşman devlet olarak ele alınmaktadır.

Türkiye noktasında dikkate alınması gereken bir diğer husus ise; Türkiye-ABD ilişkileridir. Bilindiği üzere iki devlet “stratejik müttefik” veya zaman zaman “model ortak” olarak ifade edilen ve Soğuk Savaş döneminin başlarından günümüze değin süregelen ikili müttefiklik ilişkisine sahiplerdir. Ayrıca Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü/North Atlantic Treaty Organisation/NATO bünyesinde çok taraflı ve kurumsal bir müttefiklik söz konusudur. Dolayısıyla Türkiye, kurumsal müttefiklik ilişkisi içerisinde olduğu ama günümüzde birtakım krizlerin yaşandığı ABD ile tam anlamıyla net bir tanımı yapılamayan fakat son dönemde özellikle Ortadoğu jeopolitiğinde başarılı bir işbirliği süreci yürüttüğü İran arasındaki çatışmada hassas bir denge gözetmek mecburiyetindedir.

Meselenin siyasi boyutunun yanında yaptırımlara konu olan başlıkların (ürün bazında) ciddi bir kısmının Türkiye’yi etkileyecek olması da karar alıcılar için bir diğer sorunsaldı. Ancak bu sorun, Türkiye açısından şimdilik gündeme gelmemiştir. Washington yönetimi adına Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından yapılan açıklamada Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu sekiz ülkenin ambargodan muaf tutulacağı belirtildi. Pompeo’nun açıklaması Türk karar alıcılar için ciddi bir sorunun ortadan kalmasını sağlamakla birlikte Ankara’nın dış politikada gösterdiği performansında ne derece başarılı olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü ABD tarafının bu kararı, konjonktürel şartlar ve jeopolitik dinamikler üzerinden Türkiye’nin bir tercihe zorlanacak kadar bağımlı veya eksen ülke olmadığının bir göstergesidir. Ayrıca Türkiye’nin bir tercihe zorlanması halinde kaybedilmesi göze alınamayan bir devlet olduğu da görülmüştür.

Ankara’nın yaptırımlar kapsamına dâhil edilmemesinin ekonomik gerekçesiyse dış ticaret verileri ve ihracat-ithalata ilişkin göstergelerdir. Bahse konu rakamlar incelendiğinde Türkiye’nin yaptırımlardan muaf tutulmaması halinde İran’dan daha fazla zarar görmesi kaçınılmaz olacaktır. Böylesi bir durum ortadayken ve son dönemde iki devlet arasında gerginlik ve krizlerin de yaşanmış olması gerçeğinden hareketle ABD kaynaklı yeni bir problemin Türk kamuoyunda Washington’un imajını ciddi anlamda olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla siyasi ve ekonomik nedenler ile algı ve imaj olgularının etkileyici ve belirleyici olduğu bu süreçte Ankara ciddi bir krizden şimdilik etkilenmemiştir. Ancak uygulanacak yaptırımlarla birlikte İran’ın ekonomik ve siyasi durumundaki muhtemel değişiklerin Ankara’yı etkileyeceği gerçeğinin unutulmaması gerekmektedir.


[1] Bkz.: https://www.state.gov/e/eb/tfs/spi/iran/index.htm, (Erişim Tarihi: 03.10.2018)

[2] Bkz.: https://www.state.gov/e/eb/tfs/spi/iran/index.htm, (Erişim Tarihi: 03.10.2018)

[3] Presidential Documents, Federal Register, Vol 83, No 152, Executive Order 13846, August 7, 2018.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Kadir Ertaç ÇELİK
Kadir Ertaç ÇELİK
ANKASAM ABD-Güvenlik Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,791BeğenenlerBeğen
103TakipçilerTakip Et
1,722TakipçilerTakip Et
210AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

Macron’un Geri Adımı Protestoları Durdurmaya Yeter mi?

4 Aralık 2018 tarihinde Fransa Başbakanı Eduard Philippe’in akaryakıt zamlarının 6 ay süreyle askıya alındığını...

Rusya-Ukrayna Krizi: Kerç Boğazı ve Azak Denizi Meselesi

Rusya Federasyonu, Azak Denizi üzerinde karasularının ihlal edildiği gerekçesiyle Ukrayna’ya ait 3 gemiye el koyarak...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz