ABD ve Kuzey Kore Nükleer Krizinde Çin

Çin ve Kuzey Kore arasındaki ilişkilerde son zamanlarda beklenmedik gelişmeler yaşanmaktadır. Çin’in Kuzey Kore ile ilişkilerindeki yabancılaşma süreci derinleşerek devam etmektedir. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un Çin’in koruması altında Macau’da yaşayan ve üvey abisi olduğu iddia edilen Kim Jong Nam’ın Malezya’da Kuala Lumpur’daki Havalimanı’nda Macau’ya gitmek isterken öldürülmesi, Kuzey Kore’nin dış politikasına yansımıştır. Bunun yanında Çin’in Kuzey Kore’den kömür ithalatını yasaklaması, Birleşmiş Milletler  (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2321 kararı ile uyumlu hale getirilmiştir. Çin’in kömür ithalatını yasaklaması, ABD ile beraber hareket etmeye istekli olduğuna dair bir algı oluşturmuştur. Oysa 1950-1953 yıllarında Kore Savaşı’nda Çin ile Kuzey Kore beraber savaşmış; Çin, Kuzey Kore’ye gıda ve yakıt yardımında bulunmuştur. Çin, Kuzey Kore’nin SSCB’nin dağılmasıyla birlikte karşı karşıya kaldığı kıtlıktan zarar görmesinin engellenmesine yardımcı olmuştur.

Kuzey Kore, SSCB’nin yardımlarıyla 1950’li yıllarda nükleer programını başlatmıştır. 1993 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan (NPT) çekilerek nükleer gelişmelerinin ayrıntılarını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA-IAEA) ile paylaşmayı reddetmiştir. Ancak bir yıl sonra tekrar UAEA’nın yükümlülüklerini yerine getirmeyi kabul etmiştir. Kuzey Kore’nin 2002 yılında uranyum zenginleştirme teknolojisinin peşinde olduğu yönünde çıkan iddialar, 2003 yılında tekrardan NPT’den çekilmesi ile sonuçlanmıştır.  Çin, Kuzey Kore’nin nükleer silah sahibi olmasının hem kendi güvenliğini hem de Asya’nın güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit ettiğini savunmaktadır. Kuzey Kore’nin silah birikimi, bölgede silah yarışına yol açmıştır. Bu nedenle Çin, “Altı Taraflı Görüşmeler” önermiştir; bu sayede bölgesel ve küresel meselelerde sorumlu bir aktör olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır.  2005 yılında Kuzey Kore, Altı Taraflı Görüşmeler’den çekildiğini açıklamıştır. Çin’in bu ortamda barışa büyük bir tehdit olarak görülen bir rejime desteğini sürdürmesi, kazanmaya çalıştığı “sorumlu uluslararası aktör” imajını zedelemesine neden olmaktadır. Çin, Kuzey Kore’yi çoğu zaman Güney Kore gibi Batılı ülkelere karşı coğrafi bir tampon bölge olarak kullandığı yönünde algılamalara maruz kalmıştır.

Coğrafi yakınlık, iki tarafın ilişkilerini koparmasını gerçekçilik içermeyen radikal bir karar haline dönüştürür. Radikal karar, realist bakış açısının ürünü olamayacaktır. Dış politikası bağlamında Çin, komşuları ile iyi ilişkiler geliştirmeye ve yeni müttefikler bulmaya çabalamaktadır. Son dönemde Çin’in ABD ile ilişkileri, Filipinler ile Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin Çin aleyhine aldığı karara rağmen yakınlaşmıştır. Hatta Donald Trump’ın seçim kampanyaları sırasındaki ve ABD Başkanı olduktan sonraki söylemleri Çin karşıtlığı içermektedir. Çin ve ABD arasında siber saldırılar, insan hakları, ticari ilişkilerin dengesizliği ve Güney Çin Denizi önemli anlaşmazlık meseleleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlaşmazlık meselelerine rağmen, her iki ülkede ortak çıkarları çoğaltmaya çalışmaktadır. Gelecek ay, Florida’da ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli meslektaşı Xi Jinping bir araya gelecektir.

Güney Kore’de yolsuzluk skandalıyla Aralık ayında yetkileri alınan ilk kadın Cumhurbaşkanı Park Geun- hye Anayasa Mahkemesi tarafından da görevinden azledilmiştir. Seçimlerin 60 gün içinde tekrarlanmasının gerekliliğiyle, Mayıs ayının başında seçimlerin yapılmasına karar verilmiştir. En son yapılan anketler, Moon Jae-in’i olası yeni Cumhurbaşkanı olarak işaret etmektedir. Moon Jae-in, Kuzey Kore’nin “güneş politikası”nı desteklemektedir. İki Kore arasındaki boşluğun bu sayede azaltılacağına dair düşünceyi geliştirmeyi amaçlayan bir politika olan güneş politikası, 2008 yılında Kuzey Kore’ye karşı sert bir yaklaşım sergileyen muhafazakâr Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak’ın seçilmesiyle sona ermiştir. Moon Jae-in’in iktidara gelmesiyle hedef, Güney Kore’nin ABD ittifakını güçlendirmek ve bununla birlikte Kuzey Kore ile erken bir zirve yapılmasını sağlamak olmuştur. Moon Jae-in’in THAAD ile ilgili alınan karardan vazgeçmesinde veya tekrardan güneş politikasını hayata geçirmesinde yakın gelecekte zorluklarla karşılaşması muhtemeldir.

Cumhurbaşkanı Park Geun-hye’ın görevden alınması ve Güney Kore’ye, tartışmalı olarak, Kuzey Kore’ye karşı ABD’nin Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma Sistemi’ni (THAAD) kurması, tam olarak bölgesel gerginliklerin artmasıyla aynı zamana denk gelmektedir. ABD tarafından Güney Kore’ye THAAD yerleştirilmesi Kuzey Kore’ye verilebilecek en önemli destektir; tüm bu hareketlerin sonucunda Kuzeydoğu Asya’da nükleer güç olma isteğini arttırması teşvik edilmektedir. THAAD’ın da geleceği şuan yeni hükümet gibi belirsizlik içermektedir. THAAD’ın Güney Kore tarafından iptal edilmesi, Çin ve Kuzey Kore’nin etkisinde kalan bir Güney Kore izlenimi yaratacaktır. Bununla beraber Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetlerinden vazgeçmesi de en çok Çin’e yarayacaktır. Çin ve Kuzey Kore arasındaki ilişkiler gelişecektir. ABD’nin beklentisi ise, Kuzey Kore ile nükleer krizde Çin’le işbirliğine gitmek olmuştur. Kuzey Kore’nin nükleer denemelerden tamamen kaçınması, ABD ile Çin ilişkilerine de yansımış olacaktır. Çin, Kuzey Kore’nin Güney Kore ve ABD ile çatışmaya girmesini istememektedir. Bu durum ancak Kuzey Kore’nin nükleer denemelerinden vazgeçmesi ile mümkün olacaktır.

Yazarın diğer yazıları