ABD Seçimlerinin Sonuçlarına Dair Bir Değerlendirme

Uluslararası kamuoyunun dikkatinin yoğunlaştığı ve gündemini uzun bir süredir meşgul eden Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) ara seçimler 6 Kasım 2018 tarihinde yapıldı. Türkiye saatiyle 7 Kasım günü saat 04:00’da sona eren seçim sonuçlarının hem ABD’nin iç politikası hem de uluslararası politika bakımından kritik önemi haizdir. Basın organları ve haber kaynaklarının verdiği bilgilere göre Senato ve Temsilciler Meclisi’nde farklı sonuçlar elde edildi.

Gerek ABD gerekse uluslararası sistem açısından sonuçları önem arz eden seçimlere ilişkin değerlendirme yapmadan önce söz konusu devletin yasama organına ilişkin birtakım temel bilgilerin ifade edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda söylenmesi zaruri olan ilk husus başkanlık sistemiyle yönetilen ABD’nin yasama organının iki kanatlı bir yapıdan teşekkül ettiğidir. Kongre olarak adlandırılan yasama organındaki bahse konu ikili mekanizmaysa Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşmaktadır. ABD anayasal yapısı ve seçim sistemi çerçevesinde seçimlerde Senato üyeleri 6 yıllığına seçilirken Temsilciler Meclisi üyelerinin görev süreleri 2 yıldır. Her iki yılda bir yapılan seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin tamamı Senato’nun ise 1/3’i için seçmenler oy kullanmaktadır. Bu minvalde 6 Kasım 2018 tarihinde Temsilciler Meclisi’nin 435 sandalyesinin tamamı Senato’nun ise 100 sandalyesinin 35 tanesi için seçim yapılmıştır.

Seçmenlerin tercihine bakıldığındaysa Temsilciler Meclisi’nde Demokratların çoğunluğu sağladığı görülürken Senato’da Cumhuriyetçilerin çoğunluğu elde tuttuğu görülmektedir. Bir yandan başta ABD Başkanı Donald Trump olmak üzere Cumhuriyetçiler öte yandan Demokratlar tarafından zafer olarak yorumlanan seçim sonuçlarının ABD’de hem iç hem de dış politika sürecine ve kararlarına önemli etkileri olacaktır. Önümüzdeki dönemde seçim sonuçları dikkate alınarak dış politikayı etkilemesi söz konusu olacak gelişmeler aşağıda alt başlıklar şeklinde ele alınmıştır.

  1. Trump için Soruşturma: Başkanın görevini kötüye kullanması durumunda “impeachment” durumu söz konusu olabilir. Azil süreci olarak ifade edilebilecek bu durum anayasal bir düzenlemedir. ABD Anayasası’na göre Başkan üç kategoriden herhangi birisinin kapsamına giren bir suç işlediği takdirde Kongre’nin azil sürecini başlatma yetkisi gündeme gelebilir. Bahse konu suçlar;
  • İhanet: ABD’nin düşmanı olan bir ülkeye yardım etmek.
  • Rüşvet: Siyasi menfaate dayanan para ve hediye kabul etmek.
  • Ağır ve vahim suç veya başka kötü davranış: Kesin bir tanımı olmayan ancak kamuoyunda Başkan’ın meşruiyeti veya güvenirliliğin sorgulanmasına sebebiyet verecek eylemlerde bulunmak.

    Başkan tarafından bu suçlardan herhangi birinin işlenmesi halinde azil süreci başlatılabilir. Sürece ilişkin usul; herhangi bir üyenin Temsilciler Meclisi’nde girişimde bulunmasıyla başlamaktadır. Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi’nde oy çokluğuyla karar çıkması halinde Temsilciler Meclisi’nde salt çoğunluk aranmaktadır. Kararın Temsilciler Meclisi’nden de geçmesi durumunda Senato süreci başlamakta ve 2/3’i çoğunluk aranmaktadır. Amerikan tarihinde üç başkan hakkında ağır ve vahim suç veya diğer başka suçlar kategorisine giren fiillerden dolayı azil süreci başlatılmış olmasına karşın azledilen bir başkan olmamıştır. Bu noktada belirtilmesi gereken en önemli husus azil süreciyle yüzleşen Başkanın ya Richard Nixon gibi istifa ya da Bill Clinton gibi siyasi kariyerin bitmesi riskiyle karşı karşıya kalmasıdır.

  1. Bütçe: ABD’de federal bütçenin nihai şeklini alması konusunda belirleyici organ Kongre’dir. Bu bağlamda yürütmenin özellikle de Başkan’ın bütçe talebinin Kongre’de sekteye uğraması hem iç hem de dış politikada yürütmeyi daha doğrusu Başkanı zor duruma sokabilir.
  2. Yasama Düzenlemeleri: Birtakım istisnalar olmakla beraber Kongre’nin her iki kanadı yasama konusunda eşit yetkilere sahip olup aralarında hiyerarşik bir ilişki söz konusu değildir. Burada belirtilmesi gereken hususlardan ilki gelir doğuran veya tahsilatlarla ilgili olan yasa teklifleri işlemlerinin Temsilciler Meclisi’nde başlamasıdır. Dolayısıyla söz konusu yasa teklifleri ilk olarak Temsilciler Meclisi’ne sunulmaktadır. Diğer bir husus ise anlaşmaların ve üst düzey bürokratların atanmalarının onaylanması Senato’nun yetki ve sorumluluğundadır. Ele alınan iki husus dışındaki bütün konularda yetkilerin ortak kullandığı ve savaş ilanı da dahil olmak üzere bütün yasal düzenlemelerde teklifler iki kanattan herhangi birinde önce görüşülebilir.

    Temsiler Meclisi’nin işleyişinde Başkan (Speaker), Senato’dan farklı bir şekilde önemli bir misyona sahiptir. Meclis üyeleri tarafından seçilen Speaker’ın çoğunluğa sahip partiden seçilmesi durumu ABD siyasetinde bir gelenek halini almıştır. Dolayısıyla Speaker’ın farklı partiden olması Başkan’ın ciddi bir problemle uğraşması anlamına gelmektedir.  Çünkü Speaker; özel ve seçici komitelere seçilecek kişileri belirleme, tasarıların komitelere gönderilmesi ve komitelerden gelen tasarıların mecliste ne zaman görüşüleceğine kara verme gibi yetkilere sahiptir. Dolayısıyla istediği yasayı kısa sürede meclisten geçirebileceği gibi “killing the Bill” olarak adlandırılan tasarının düşmesine de sebep olabilir. Senato da ise böyle bir yetki durumu ve işleyişi söz konusu değildir. Sunulan bir yasanın Kongre’nin her iki kanadında da kabul edilmesi gerekir.

  1. Dış Politikaya Etkisi: Kongre’nin dış politika sürecindeki rolü ve etkisine bakıldığında 4 ana başlıkta önemli yetkilere sahip olduğu görülmektedir. Bunlar; antlaşmaları onaylamak, üst düzey bürokratların atamalarını onaylamak, bütçe üzerindeki yetkisi ve savaş ilanı yetkisidir. Ayrıca yürütmenin aldığı bazı kararların Kongre tarafından uygulanmasının bekletilmesi ve buna bağlı olarak durdurulması istemi. Bu özellikle dış yardımlar ve silah satışı konularında gündeme gelmektedir.
  2. 2020 Seçimlerine Etkisi: Başkan ile Kongre’nin çoğunluğunun aynı partiden olmaması durumu siyasi literatürde “topal ördek” kavramıyla ifade edilmektedir. Böylesi bir siyasi tabloda Başkan’ın politikalarının zaman zaman yasama tarafından sekteye uğratılması söz konusu olabilir. Bu ise Başkan’ın seçmen nezdinde imaj ve oy kaybına uğraması sonucunu doğurabilir. Ayrıca yasama seçimlerini kazanamayan partiye mensup Başkan’ın güç kaybettiği psikoloji de seçmenleri etkileyebilir.

Katılım oranının genelde düşük olduğu ara seçimlerde ABD’li seçmenler oylarını kullanırken göç, bireysel silahlanma, sağlık sistemi, vergi düzenlemeleri, sınır meselesi, ekonomi ve dış politika gibi birden çok başlık üzerinde değerlendirme yaparak karar vermişlerdir. Seçmen kararlarını etkileyen unsurların tamamının Başkan’la doğrudan veya dolaylı ilişkisi göz önüne alındığında Trump’ın kaybeden olmasa dahi en azından kazanan taraf olmadığı ileri sürülebilir. Ayrıca özellikle bütçe konusunda eli zayıflayan Trump’ın azil süreciyle yüzleşmesi ihtimali de söz konusu olmuştur. Azil sürecinin başlatılması halinde Trump’ın aleyhine sonuçlanmasa dahi önemli bir imaj kaybının kaçınılmaz olacağı aşikardır. Bu durumda istifa seçeneği gündeme gelebileceği gibi Trump veya Cumhuriyetçiler açısından 2020 seçimleri de zora girecektir. Başkan Trump’ın popülist ve manipülatör karakteristiği ve siyasi duruşu göz önüne alındığında sonuçlardan çok fazla endişe duymayacağı ve çatışmacı siyaset anlayışına devam edeceği öngörülebilir. Ancak bu defa iç ve dış politikada işler Trump açısından geçtiğimiz iki yıl kadar kolay olmayacaktır.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Kadir Ertaç ÇELİK
Kadir Ertaç ÇELİK
ANKASAM ABD-Güvenlik Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,800BeğenenlerBeğen
110TakipçilerTakip Et
1,738TakipçilerTakip Et
210AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz