ABD İran’ı Hangi Gerekçeyle Vuracak?

Bu dillerde mevcuttur: English العربية Русский

Tarih 6 Şubat 2017’yi gösterdiğinde ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama yönetimini P5+1 ile birlikte İran’la imzaladıkları nükleer anlaşmadan ötürü ağır bir şekilde eleştiriyor ve: “Ülkemiz onların umurunda değil. Onlar bir numaralı terörist devlet. Her tarafa para ve silah gönderiyorlar. …Ülkemize saygıları yok” ifadesini kullanmak suretiyle söz konusu anlaşmayı hayatında gördüğü en kötü anlaşma olarak nitelendiriyordu.

Trump, bu açıklamasını Savunma Bakanı James Mattis’in Japonya’da temaslarını sürdürürken Japon basınına verdiği; “İran söz konusuysa, bu, dünyada terörizmin tek büyük devlet sponsorudur. Görmezden gelmenin faydası yok, reddetmenin faydası yok” şeklindeki beyanatından sadece iki gün sonra yapmıştı.

Başkan Trump ve Pentagon’un Şefi Mattis’i böylesi bir açıklamaya iten gelişme İran’ın 29 Ocak 2017 tarihindeki orta menzilli balistik füze denemesi idi. Nitekim Washington yönetimi bu gelişme üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) acil toplantıya çağırmıştı. Bu deneme, hiç kuşkusuz, bu anlaşmadan en başından itibaren rahatsız olan ABD’li muhafazakâr/şahin kanadın elini kuvvetlendirmiş ve o tarihten itibaren İran nükleer anlaşması tehlikeye girmişti.

Dolayısıyla perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ve o tarihten itibaren başta İran ve P5+1 Üyesi ülkeler olmak üzere tüm dünyayı bu anlaşmadan çekilmekle tehdit eden Başkan Trump sonunda dediğini yaptı ve tüm uyarılara rağmen geçtiğimiz salı günü nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurdu.

İran: Savaşın Yeni Adresi

Trump, aslında burada sadece nükleer anlaşmadan çekilmedi; İran’ı niçin ve hangi gerekçeyle vuracaklarını da tüm dünyaya ilan etti. Bir tek “ya bizimlesiniz ya da İran’la” demediği kaldı. Bu kapsamda ortaya koyduğu gerekçeler; ABD’nin bundan sonraki süreçte İran’a yönelik nasıl bir tutum sergileyeceğini ve hangi hususları birer “meşruiyet” gerekçesi olarak kullanacağını göstermesi açısından önemli. Nasıl mı?

Bunun için öncelikle söz konusu açıklamaya bir bakalım. Trump aynen şu ifadeleri kullandı: “İran terör örgütlerine destek vermektedir. İran terörün devlet sponsorudur. İran, Hizbullah, Hamas, Taliban ve El Kaide’nin destekçisidir. İran’la olan nükleer anlaşma İran’ın uranyum zenginleştirmesini sağladı. Bu anlaşma utanç vericidir. Bu tek taraflı bir anlaşmadır. Nükleer anlaşmaya izin verirsem Ortadoğu’da silahlanma yaşanacak. Bu anlaşma İran’ın bölgedeki amaçlarını engellemedi. İran’ın nükleer bombasını bu kokuşmuş anlaşmayla önleyemeyiz. İran’la yapılan anlaşmadan çekiliyorum. 2015’te askıya alınan İran yaptırımları yeniden uygulanacak.”

Trump’ın konuşmasındaki ilk iki cümle oldukça önemli. İran’ı daha önce Devrim Muhafızları Ordusu üzerinden “terörist” bir devlet olarak gösteren ve bunu Haşdi Şabi ile pekiştiren ABD, şimdi doğrudan doğruya İran’ı bir “terörist devlet” olarak ilan etmekte; aynen Libya, Irak, Afganistan vb. örneklerde olduğu üzere…

Dolayısıyla bu açıklamayla birlikte İran, ABD açısından vurulması gereken yeni “Haydut Devlet”, “Başarısız Devlet” olarak tüm dünyaya deklare edilmiştir. Dikkat çekici bir diğer husus ise, ABD’nin tüm günahlarını İran’a yıkmaya çalışmasıdır. Düne kadar Taliban ve El Kaide’nin kurucusu olarak bilinen ABD’nin İran’ı bu iki örgütün destekçisi olarak tüm dünyaya lanse etmesi bunun en önemli göstergesidir. Yarın bir gün buna DEAŞ/IŞİD’i de ilave ederse hiç şaşırmayalım. Ne de olsa karşımızda bir “Yalan İmparatorluğu” var.

İran Bu Oyunu Nasıl Görmedi?

Diğer taraftan şu hususun da altını çizmeden geçmeyelim: Son dönemde ABD’nin Orta Asya-Güney Asya hattını ve İran’ı da Afganistan üzerinden kuşatma/istikrarsızlaştırma girişimlerine karşı bölgede farklı işbirliği/ittifak girişimleri dikkatlerden kaçmamakta. Bu kapsamda İran’ın Afganistan’da içlerinde Taliban’ın da bulunduğu bir takım örgütler ve etnik/mezhepsel gruplarla işbirliği içinde olduğu da bilinen bir sır.

Dolayısıyla Trump’ın bazı iddialarının arkası boş değil. Esas olan burada İran’ın bu oyuna nasıl geldiği hususudur.

Zira bizler biliyoruz ki, 11 Eylül sonrası yaşanan gelişmeler, ABD’nin yaptığı işgaller büyük ölçüde İran’ın güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Yani, İran’ın bölgede güçlenmesinin önünü açan bizzat ABD’nin kendisidir ve İran da bunu Afganistan’dan başlamak üzere, Irak, Suriye ve Yemen’e kadar yayılan geniş bir coğrafyada ABD ile mücadele adı altında sonuna kadar değerlendirmiştir; hem de ABD’nin gözünün içine baka baka…

İran’ın güçlenmesinin önünü açan ABD, böylece onu bir tehdide dönüştürmüş ve şimdilerde onu yok edilmesi gereken bir hedef olarak tüm dünyaya pazarlamaktadır ki biz bununla ilgili tespitlerimizi çok daha öncesinde bu köşedeki analizlerimizde ortaya koymuş ve hatta “2018’in Adı: İran ve Yeni Soğuk Savaş” demiştik. Dolayısıyla İran ABD’nin oyununa gelmiş görünmektedir; eğer bu oyun içinde bir oyun değil ise; aynen diğerlerinde olduğu gibi…

 ABD Oyununun Temel Hedefi…

Trump’ın açıklamasına şu ana kadar tek açık destek İsrail’den geldi. Bunun dışında ABD dışındaki P5+1’in üyeleri, BM cenahı ve NATO’dan yapılan açıklamalar çok da hoşnut bir duruma işaret etmiyor. Trump’ın söz konusu açıklaması dünyadaki kaygıları amiyane tabirle zıplatmış durumda.

Zira ABD, “Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında “Büyük İsrail Projesi”ni hayata geçirmek için tüm gemileri yakmış görünüyor. İçerideki ve dışarıdaki tepkileri hiçbir şekilde dikkate almıyor. Başta eski başkan Barack Obama olmak üzere, ABD içinde birçok kesim hem tepkili hem de kaygılı. Kaygının temelinde ise ABD önceliklerinde yaşanan sapma ve “irade” noktasında yaşanan el değiştirme yatıyor.

Bunun dışında ABD, P5+1’in iradesini yok saymak suretiyle BM’yi bir kez daha yok hükmüne koymuş durumda. Almanya liderliğindeki Avrupa Birliği’ni de adamdan saymıyor. Ve bundan ötürü, kendi basınının Avrupa üzerinden de dikkat çektiği üzere, ABD yapayalnız. Zira Batı dünyasını da kaybetmek üzere… Bu yapayalnızlığını 14 Mayıs kararı ile de pekiştirmiş görünüyor. 14 Mayıs’ta Büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıma kararı sadece ABD-İslam dünyası arasında değil, dünyanın geri kalanıyla da büyük ölçüde bir kırılmaya yol açacak görünüyor.

Açıkçası Trump İslam dünyasına ve diğer “ötekilere” bir savaş açmış görünüyor ve kaybetmeye başladığı üstünlüğü yeni bir büyük savaş üzerinden tesis etmek istiyor. İran da bunun bir bahanesi…

Kaynak Milli Gazete
Yazarın diğer yazıları