ABD-İran Hattındaki Soğuk Savaş Sıcak Çatışmaya Dönüşür mü?

8-9 Mayıs 2019 tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki gerilimi tırmandıran gelişmeler yaşanmış ve uluslararası kamuoyu yeniden Washington yönetiminin İran stratejisini sorgulamaya başlamıştır. Zira 8 Mayıs 2019 tarihinde ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan, İran tehdidine karşı Ortadoğu’ya uçak gemisi ve bombardıman uçakları gönderme sürecinin detaylarını Senato’da anlatmış ve İran’ın bölgedeki Amerikan birliklerine saldırı hazırlığında olduğu yönünde istihbarat aldıklarını açıklamıştır. Öte yandan İran da bu gelişmeye ve aylardır devam eden yaptırımlara yanıt niteliğinde bir hamle yaparak kendilerinin nükleer anlaşmadaki çıkarlarının korunmaması halinde, 60 gün içinde zenginleştirilmiş uranyum seviyesini arttıracaklarını duyurmuştur. Atılan karşılıklı adımların yankıları devam ederken; ABD Başkanı Donald Tump da boş durmayarak İran’ın demir, çelik, bakır ve alüminyum sektörlerine yaptırım getiren yeni başkanlık kararını imzalamıştır. Bu noktada merak edilen soru ise taraflar arasındaki “Soğuk Savaş”ın sıcak çatışmaya dönüşme ihtimalinin bulunup bulunmadığıdır.

Bilindiği gibi Trump yönetiminin en önemli dış politika önceliği, İran’da rejim değişikliği yaşanmasının sağlanmasıdır. Bu konuda bahsi geçen ülkenin nükleer faaliyetlerini kendi güvenliğine yönelik tehdit olarak gören Tel Aviv de Washington’a baskı yapmaktadır. Nitekim Amerikan siyasetinde etkili olan Yahudi lobileri de “İran’ın vurulması” yönünde faaliyette bulunmakta ve Washington’un dış politika karar alma mekanizmasındaki şahin isimlerle olan temalarını sıklaştırmaktadır. Ancak ABD’nin mevcut şartlarda İran’a savaş ilan edebilecek uluslararası meşruiyete sahip olmadığı da açıktır. Özellikle de Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na (KOEP) taraf Avrupalı devletlerin tutumu, ABD’yi İran politikasında yalnızlaştırmaktadır. Dolayısıyla Trump’ın ekonomik yaptırımlar aracılığıyla İran’ı yıkmaya çalışmak; yani iktisadi çöküşe bağlı olarak halk ayaklanmasını teşvik etmek dışında yapabileceği pek bir şey yoktur. Buna rağmen yaptırımların İran’ı uluslararası toplumdan izole etmeye başladığı, halktaki huzursuzluğu tetiklediği ve rejime egemen olan muhafazakârlar ile iktidardaki reformistler arasındaki çatlağı derinleştirdiği de ortadadır. Yani Trump, şimdilik askeri operasyon için gerekli meşruiyete sahip olmasa da İran’ı çökertme planı tıkır tıkır işlemektedir.

Trump’ın İran’a uyguladığı yaptırımlar iki farklı plan çerçevesinde yürütülmektedir. Bunlardan ilki, yukarıda da ifade edilidiği üzere, İran’daki huzursuzluğu arttırarak halkı sokağa çekmek ve bir anlamda kaleyi içerden fethederek ülkenin iç dinamiklerinin harekete geçirilmesi yoluyla bir rejim değişikliği yaşanmasını sağlamaktır. Böylesi bir gelişmenin ABD’nin uluslararası imajına zarar vermeyeceği; bir kez daha “işgalci ülke” görüntüsü oluşturmayacağı da aşikardır. Washington’un B planı ise halk ayaklanması gerçekleşmese bile, yaptırımların etkisiyle bunalan İran yönetiminin hataya zorlanması ve böylece askeri bir müdahale için gerekli meşruiyeti sağlayacak argümanın elde edilmesidir. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından ülkesinin uranyum zenginleştirme kapasitesini arttıracağının duyurulması da Trump’ın B planına hizmet edecek şekilde, Tahran yönetiminin yaptığı bir hata olarak yorumlanabilir. Çünkü İran’a yönelik askeri operasyon seçeneğinin henüz masada olmamasının en önemli gerekçesi, AB ülkelerinin Tahran yönetimine olan desteğidir. Ancak İran’ın KOEP’ten çekilmese dahi; anlaşmada verdiği taahhütleri ihlal etmesi, Avrupalı aktörlerin tutum değişkliğine gitmesiyle neticelenebilir. Üstelik bunun işaretleri de gelmektedir.

Bu kapsamda Tahran’ın nükleer restine yanıt vermek amacıyla Avrupa Birliği (AB), Fransa, Almanya ve İngiltere yetkililerinin yaptığı ortak açıklama oldukça ilgi çekicidir. Zira mevzubahis açıklamada, “Her türlü ültimatomu reddediyoruz.” denilmiştir.[1] İran’a yönelik KOEP’e bağlı kalma çağrısı yapan Avrupalı aktörlerden en dikkat çekeni ise  İngiltere’dir. Çünkü İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yla görüşmüş ve görüşmenin ardından “İran nükleer taahhütlerinden vazgeçecek olursa, bunun tabii ki sonuçları olur.” yorumunu yapmıştır.[2]

İngiltere’nin bu tutumu ise akıllara Irak’ın işgali öncesinde yaşananları getirmiştir. Söz konusu süreçte Almanya ve Fransa’yı yanına çekemeyen dönemin ABD Başkanı George W. Bush, İngiltere Başbakanı Tony Blair’in desteğini alarak savaşı başlatmıştır. Dolayısıyla Hunt tarafından yapılan açıklamalar, Irak’ın işgalinde yaşanan ittifakın yeniden tesis edilmeye çalışıldığına işaret etmektedir. Bu da ABD’nin gerektiğinde bir kez daha uluslararası hukuk karşısında “işgalci ülke” konumuna düşmeyi göze alabileceği fikrini oluşturmaktadır. Dahası Irak’ın işgali öncesinde Bush tarafından yapılan açıklamlar ile Trump’ın İran’ı hedef alan söylemleri arasında da büyük benzerlikler bulunmaktadır. Tüm bu durum ise Amerikan Başkanı’nın bir dönem daha seçilme hedefiyle yakından ilişkilidir.

Hatırlanacağı üzere 2001 yılında ABD Başkanı olarak seçilen Bush, 2003 yılında Irak’a opreasyon başlatmış ve Irak’ın işgali onun bir dönem daha seçilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Çünkü Amerikan kamuoyunda milli ve dini duygular öne çıkmış ve savaş sırasında başkan değişikliğinin sağlıklı olmayacağı düşüncesi oluşmutur. Bu bağlamda İran’a yönelik baskıyı arttıran Trump’ın da bir dönem daha seçilmek için fiili bir işgali veya kısmi bir operasyonu başlatması şaşırtıcı olmayacaktır. Kısacası göreve geldiği günden beri İran üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıyı arttıran Trump, bir sonraki seçimlere İran rejimini deviren ya da devirmek için savaşan bir lider olarak girmek istemektedir.

Sonuç olarak ABD’nin İran politikası, ekonomik araçların kullanıldığı yaptırımlar üzerinden şekillense de bu siyaset anlayışı, bahsi geçen ülkede halk ayaklanması yoluyla rejim değişikliği yaşanmasını hedeflediği gibi, rejimi hataya zorlayarak askeri bir operasyon için meşruiyet verecek argümanı sağlamayı da amaçlamaktadır. İran’ın uranyum zenginleştirme resti ise Washington’un beklentileriyle örtüşmektedir.  Zira Tahran’ın yapacağı böylesi bir hamle, İran’ın “uluslararası barışı tehdit eden ülke” olduğu yönündeki görüşleri kuvvetlendirecek ve şu aşamada rejimin en önemli dayanağı olan Avrupalı destekçilerini tavır değiştirmeye itecektir. Bu da ABD ile İran arasında devam eden “Soğuk Savaş”ın sıcak çatışmaya dönüşebileceğinin habercisi olarak yorumlanabilir.


[1] “Son Dakika… AB’den İran’a Sert Tepki”, Hürriyet, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-abden-irana-sert-tepki-41208188, (Erişim Tarihi: 09.05.2019).

[2] “Ruhani’nin Kararıyla ‘Endişelenen’ Avrupa, İran’a Yaptırım Uygulayacak mı?”, Şarkul Avsat, https://aawsat.com/turkish/home/article/1714471/ruhani%E2%80%99nin-karar%C4%B1yla-%E2%80%98endi%C5%9Felenen%E2%80%99-avrupa-iran%E2%80%99-yapt%C4%B1r%C4%B1m-uygulayacak-m%C4%B1, (Erişim Tarihi: 09.05.2019).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Doğacan BAŞARAN
Doğacan BAŞARAN
ANKASAM Uluslararası İlişkiler Uzmanı

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,721TakipçiTakip Et
277AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz