ABD-Çin Ticaret Savaşı: En Büyük İki Ekonomi Karşı Karşıya

13 Ağustos 2019 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump tarafından Çin’den ithal edilen bazı ürünlere %10 oranında getirilen ek gümrük vergisinin uygulama tarihinin 1 Eylül 2019’dan 15 Aralık 2019’a ertelendiği açıklandı.Washington’un bu adımına Pekin’den karşılık gelmemesi ise çeşitli eleştirilere neden oldu.

Söz konusu gelişmeden bir gün sonra değerlendirmelerde bulunan ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, erteleme kararının tüketicilere yardımcı olmak amacıyla alındığını belirtmişse de iki ülke arasındaki gerilimin yeni bir boyut kazandığı ortadadır.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), iki ülke arasındaki ticaret savaşlarında gelinen noktayı tartışmaya açarak alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Hasan Selçuk KÖNİ (İstanbul Kültür Üniversitesi-Hukuk)

ABD’nin Çin gibi güçlü rakiplerin ortaya çıkmasına hazırlıklı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Hasan Selçuk Köni, “ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu uluslararası sistemin devam edeceğini, karşısında da ekonomiden pek anlamayan ve askeri yöntemlerle kendi halkının boğazını sıkan birkaç sosyalist ülkenin olacağını düşünmekteydi. Ancak 1990 yılından itibaren ABD’nin ummadığı bir şey oldu.Sosyalist ülkeler kapitalist sisteme uyum sağladı. Başta Çin olmak üzere birçok ülke, ABD’nin yöntemlerini kullanarak Asya’da yükselişe geçti. Asya’nın artan nüfusu, gerekli pazar ihtiyacını da karşıladı. Üstelik ABD de ucuz iş gücü sebebiyle kendini bu pazarın içinde buldu. Tüm bu gelişmeler neticesinde Washington yönetimi,küresel gücünde bir düşüş yaşandığını fark etti. Günümüzde ABD’nin Çin’e karşı attığı bu adımlar da yaşanan sürecin nihai aşamasıdır.” açıklamasında bulundu.

ABD’nin kendi yarattığı liberal ekonomik sistemdeki dengeyi bozacak hamleler yaptığını öne süren Köni, “Trump da buna çok uygun bir adam olarak dikkat çekiyor. Nitekim Trump ve ekibi, ABD’yi baskı politikalarıyla eski gücüne kavuşturmaya çalışıyor. Lakin bunu başarmazlar. Öte yandan birçok ülke, ABD’yi Roma İmparatorluğu’na benzetiyor. En çok korkulan da sürecin bir savaşa neden olmasıdır. Çünkü ABD’nin her söylemi bir propagandadır. Örneğin ABD, Rusların silahlandığını öne sürerek silah üretmekte ve bu silahları satıp para kazanmaktadır. Benzer bir şekilde ABD merkezli ilaç firmaları tarafından zaten normal fiyatının 40-50 dolar üzerinde olan ilaçlar, çok daha yüksek fiyatlara satılmaktadır.Tüm bunlar,durumu vahşi kapitalizmle idare etme çabalarıdır. Bu da uluslararası sistemi resesyona sokmaktadır.” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Ragıp Kutay KARACA (İstanbul Aydın Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Washington ile Pekin arasındaki münasebetlerin ABD’de görev yapan iktidarlara bağlı olarak değiştiğini dile getiren Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, “Çin, ABD’deki bir grup tarafından stratejik ortak olarak görülürken; bir başka grup ise bahse konu ülkeyi stratejik rakip olarak değerlendirmektedir. Günümüzde Washington yönetimi, Cumhuriyetçilerden oluşmaktadır. Mevcut konjonktüre bakıldığında, Cumhuriyetçilerin bir dönem daha iktidarda kalacakları öngörülebilir. Trump’ın seçim dönemindeki sloganı ise ABD’nin yeniden büyük güç olmasını iddia ediyordu.ABD Başkanı’nın bundan kastı,ülkesinin eski gücünün yeniden tesis edilmesidir.Ancak  İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası sistemin liderliğine soyunan Washington, zaman içerisinde çeşitli hatalar yaparak güç kaybetmiş ve artık ABD’ye kafa tutabilecek aktörler ortaya çıkmıştır.Bu aktörlerin başında ise Çin gelmektedir.” dedi.

İki ülke arasındaki ticari ilişkilerin büyüklüğüne vurgu yapan Karaca, “Birtakım sorunlar yaşansa da taraflar arasında karşılıklı bağımlılık ilişkisi bulunmaktadır. Bugünlerde tartışılan mesele de budur. Hatta bu gergin sürecin, tüm dünyayı resesyona sürükleyebileceği konuşulmaktadır. Üstelik Trump’ın Çin’e uyguladığı tüm yaptırımlara rağmen; ABD’nin Çin’le ilişkilerdeki ticaret açığı kapanmamakta; aksine daha da artmaktadır. Temmuz ayında ait veriler de bunu doğrulamaktadır.”yorumunu yaptı.

Çin’in doğrudan yatırım çeken ülkeler sıralamasında birinci olduğunu söyleyen Karaca, “Mevzubahis yatırımların çoğu ya ABD şirketleri ya da ABD’nin ortağı olduğu çok uluslu şirketler tarafından yapılmaktadır. Şirketlerin Çin’de üretip ABD’ye götürdükleri mallar, Amerikan vatandaşlarının kişi başına düşen satın alma paritesini neredeyse yıllık 2 dolar artırmaktadır. Bu da bir Amerikalının refah seviyesinin 2 dolar artması demektir. Söz konusu rakamı 320 milyonluk ülke nüfusuyla çarptığınızda, Çin’in Amerikan halkının refahına doğrudan katkısının senede 640 milyon dolar olduğu görülmektedir.” açıklamasında bulundu.

İki ülkenin de elinde çeşitli kozların bulunduğunu belirten Karaca, “Çin, bir üretim üssüdür. Zaten ABD de Çin’deki üretimi başka ülkelere kaydırmaya çalışmaktadır. Bunun için ise hem nüfus hem de büyüklük bakımından en uygun ülke Hindistan’dır. Ancak unutulmamalıdır ki Hindistan, demokrasi seviyesi açısından Çin’in çok üzerindedir. ABD ise demokrasisi bu denli gelişmiş bir ülkeye doğrudan baskı kuramayacaktır. Örneğin Hindistan’ın S-400 almak istemesine Washington yönetimi karşı çıkmış;fakat Yeni Delhi’den yapılan açıklamada, Hindistan’ın bağımsız bir ülke olduğunun altı çizilmiştir. Dolayısıyla ABD adına da bir sıkışmışlık vardır. Tüm bunlara ek olarak zaman zaman kaşınan yaralar da mevcuttur. Tayvan Sorunu, Uygur Türkleri Meselesi ve Güney Çin Denizi’nde yaşanan bazı gelimeler bu yaralara örnek gösterilebilir. Dolayısıyla iki ülke arasındaki gerilim ticari meselelerden ibaret değildir. ABD’nin gümrük vergilerine getirdiği zammın uygulama tarihini Eylül ayından Aralık ayına ertelemesi ise Trump’ın attığı yeni bir adımdır. Ancak iki ülkenin de ellerindeki kozlar bellidir ve oynadıkları kartlar açıktır.Belki de bu nedenle iki taraf da birbirlerine karşı daha fazla koz elde edebilmek için açık olan kartlarını bir parça da olsa kapatmaya çalışmaktadır. Trump’ın erteleme kararı da bu durumun habercisi olabilir.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Prof. Dr. Aziz KONUKMAN (Hacı Bayram Veli Üniversitesi-İktisat)

Günümüzde küreselleşmenin sorgulanmaya başlandığını öne süren Prof. Dr. Aziz Konukman, “1980’li yıllarda başlayan bu süreç, bazı ülkelerin kalkınmalarının önünü açarken; bazılarının da geri kalmalarına yol açtı. Bu nedenle de dünyanın çeşitli halkları arasındaki gelir dağılımlarında ciddi adaletsizlikler meydana geldi. Bu da ülkeler içerisindeki sınıfsal dengeleri sermaye lehine dönüştürdü. Nitekim 1990’lı yıllarda yapılan ve Post-Washington Anlaşması olarak tarihe geçen bir süreç yaşandı. Söz konusu anlaşmayla, devletler yeniden yapılandırıldı ve “yönetişim” adlı ilke, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Dünya Bankası (TWB) tarafından devletlere dayatıldı. Bu noktada akıllara yönetişimin ne olduğu sorusu gelmektedir. Yönetişim, bazı kararların siyasilere bırakılmayacağını, bundan dolayı düzenleyici kurumların kurulması gerektiğini öngörmektedir. Bahsi geçen kurumlar vesilesiyle siyasetin ekonomiye etkisinin sıfıra indirgenmesi amaçlanmış ve böylece küreselleşmenin daha sağlıklı olacağı düşünülmüştü. Bu kurumlara yapılacak atamaların 3 kesimden; yani sermaye, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve küresel sermayeye aykırı davranmayan bürokratlar şeklinde gerçekleştirilmesi planlanmıştı.Yani bu 3 koltuğun da sermaye destekli kesimlere hitap ettiği ortadadır.Bu da Çin de dahil dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde sermayenin söz sahibi olduğu, neoliberal politikaların kabul edildiği bir dönemi başlatmıştır. Lakin süreç, gelir dağılımındaki farkları azaltmamış; tam tersine gerilimleri daha da artırmıştır. Çünkü sermayeye sürekli olarak yapılan kaynak, emeğin değerinin karşılıksız kalmasına sebebiyet vermiştir. İşte bu süreçte Çin, öne çıkan ülkeler arasında yerini almış;fakat bu yapının sürdürülemeyeceği anlaşılmıştır. Zaten bu nedenle de ABD’deki küreselleşme karşıtları Trump’ı destekleme yoluna gitmişlerdir. Buna karşılık küreselleşme taraftarları ise Çin’de başarıya ulaşmışlardır. Zira Çin, bu seviyeye küreselleşmenin nimetlerinden yararlanarak ulaşmıştır.” dedi.

Yönetişim sonrasında kapitalizmin birçok sorunu çözdüğünü ama 2000’li yıllarda bu sistemin de tıkanmaya başladığını söyleyen Konukman, “Küreselleşme sürecinden kârlı çıkan ülkelerin başında Çin gelmektedir. Bu süreçte mağdur olan ya da mağdur olanların sözcülüğünü yapan Trump, bahsi geçen sistemin sorgulanmasını istemektedir. Her ne kadar nihai analizde Amerikan emperyalizminin daha kârlı olduğu sonucuna varılsa da iktidara destek veren gruplar açısından bir mağduriyet vardır. Dolayısıyla ABD, korumacı bir içgüdüyle hareket ederek Çin’in kendisini sömürdüğünü ve dış ticarette avantajlı olduğunu dile getirmektedir.Bu yüzden de yaptığı bazı hamlelerle Çin’e ders vermeye çalışmaktadır. Geçmişte ABD’nin Çin para birimi olan Yuan’ın değerini düşürmesi, ABD’yi fazlasıyla olumsuz etkilemişti. Tüm bu gelişmeler ise iki ülke arasındaki gergin ilişkilere alışılması gerektiğini göstermektedir. Bu gerilim,iktisadi istisna olarak değil; sürecin en önemli belirleyicilerinden biri olarak yorumlanmalıdır. Zaman zaman atılan geri adımlar da olacaktır.%10 ek vergi getirilip daha sonrasında uygulama tarihinin ertelenmesi de bunlardan biridir. Lakin erteleme kararı, ortada başka pazarlıkların olduğuna da işaret etmektedir. Unutulmaması gereken önemli noktalardan biri de tarafların siyasi nüfuz alanlarıdır. Zira hangi uluslararası mesele olursa olsun ABD ile Çin sürekli karşı cephelerde yer almaktadır.” ifadelerini kullandı.

Son olarak Konukman, “Buradaki problem, ABD tarafının çok güçlü olmamasıdır. Çünkü ABD merkezli çok uluslu şirketler bile, Trump’ın attığı adımlara olumlu yaklaşmamaktadır. Dolayısıyla her ne kadar gündemde Washington-Pekin rekabeti olsa da ABD, kendi içerisinde de bir bütünlük sağlayamamıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Çin’de herhangi bir sorun bulunmazken ABD’deki sorunun büyük olduğu anlaşılmaktadır.” dedi.

Olimjon SOBIR (ANKASAM Uluslararası Hukuk Uzmanı)

ANKASAM Uluslararası Hukuk Uzmanı Olimjon Sobir, 28-29 Haziran 2019 tarihlerinde Japonya’nın Osaka şehrinde düzenlenen G20 Zirvesi’nde ABD Başkanı Donald Trump’ın uzlaşmacı bir tutum sergilediğini hatırlatarak “İkili görüşmeler sırasında taraflar arasındaki ticaret müzakerelerinin devam etmesine ilişkin mutabakat sağlanmıştı. Trump’ın Çin’den yapılan ithalatın bir bölümüne uygulamayı planladığı %10’luk ek gümrük vergilerini 15 Aralık 2019 tarihine kadar ertelemesi de yeni bir pozitif gelişme olarak değerlendirilmiştir. Ancak ABD’nin bu kararına Çin’den bir karşılık gelmemiş ve bu da yeni tartışmalara neden olmuştur.” cümleleriyle süreci özetledi.

ABD Ticaret Bakanı Ross’un yaptığı açıklamaları da yorumlayan Sobir, “Trump’ın kararından bir gün sonra konuşan Ross, gümrük tarifelerinin ertelenmesine ilişkin kararın “Noel Alışveriş Mevsimi”nde tüketicilere yardımcı olmak amacıyla alındığını söylemiştir. Dolayısıyla Trump’ın gümrük tarifelerinin erteleme kararının, sıkça ifade edildiği gibi Çin’e yönelik bir “ticari” teklif olmadığını belirtmek gerekir.Yani mevcut gelişmeler, G20’deki mutabakatla ilişkilendirilmemelidir. Dahası Ross, yaptığı açıklamada ABD ile Çin liderleri arasındaki bir sonraki yüz yüze görüşmenin de ne zaman yapılacağının belirlenmediğini söylemiştir.” yorumunu yaptı.

Trump’ın aldığı kararın ABD ile Çin arasındaki ticaret müzakereleriyle ilişkili olmadığını vurgulayan Sobir, “Ayrıca 14 Ağustos 2019 tarihinde ABD Ticaret Temsilciliği (USTR) Ofisi tarafından Pekin’in agresif politikalarına karşı, Çin’den ithal edilecek yaklaşık 300 milyar dolarlık mallara %10 gümrük vergisi getirilmesinin planlandığı duyurulmuştur. Oysa daha önce Beyaz Saray’dan gelen açıklamalarda, bu rakamın 160 milyar dolar olacağı belirtilmişti. Bu da ticaret müzakerelerindeki bir gerileme olarak değerlendirilebilir.” açıklamasında bulundu.

G20 Zirvesi bünyesinde gerçekleşen ikili görüşmeler sırasında Trump’ın, ulusal güvenlik Huawei’nin ABD ürünlerini satın almasına yeniden izin verebileceğini ifade ettiğini hatırlatan Sobir, “Buna karşılık Çin’in ticari görüşmeler sürerken ABD’den büyük miktarda çiftlik ürünü satın alması gerekmekteydi. Ancak Ross, bu konu üzerine yapılacak görüşmelerin 3 Kasım 2020 tarihinde gerçekleştirilecek ABD Başkanlık Seçimleri sonrasına ertelendiğini dile getirmiştir.Dolayısıyla gelinen noktada Washington ile Pekin arasındaki ticari savaşta herhangi bir olumlu gelişmenin yaşanmadığı anlaşılmaktadır. Üstelik Trump’ın Çin’e karşı uyguladığı ekonomi politikaları; Beyaz Saray’daki devlet yöneticileri, Çin uzmanları ve liberal iş insanları tarafından desteklenmektedir. Bu da iki ülke arasındaki gerilimin seçimlerden sonra da devam edeceğini göstermektedir.” dedi.

Dr. Ümit ALPEREN (Süleyman Demirel Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının klasik bir ticari dengesizliğin veya vergi ya da gümrük tarifesinin çok daha ötesinde bir sorun olduğunu ifade eden Dr. Ümit Alperen, “Yükselen ve ekonomik açıdan meydan okuyan Çin’le küresel hegemon aktör olan ABD arasında kimin küresel piyasanın ne kadarını kontrol edeceği konusunda anlaşmazlık vardır. Dolayısıyla yaşananlar, ‘küresel paylaşım ve yönetim sorununun ticaret üzerinden savaşı’ şeklinde tanımlanabilir. Ancak bu söylediğim, iki ülke arasında bir ticari sorunun olmadığı anlamına da gelmemektedir.” yorumunu yaptı.

Alperen, “Her ne kadar adı birkaç yıl önce konulmuşsa da ABD ile Çin arasında düşük seviyede de olsa,her zaman bir ticari sorun bulunmaktaydı. 1990’ların ortalarından itibaren ABD,Çin Yuanı’nı düşürmüş ve fikri mülkiyet hakları ile ticari eşitsizliklerin kendi aleyhine olduğu yönündeki iddialarını ikili görüşmelerde gündeme getirmiştir. Ancak mesele bununla da sınırlı değildir. Artık Çin’in ekonomik kapasitesi,ABD’nin küresel hegemonyasını tehdit edecek seviyeye ulaşmıştır.Yani çok daha kapsamlı bir sorunun yansıtan ticaret savaşları, 2018 yılının ilk yarısında ilan edilmiştir.Günümüzde de bu savaşlar devam etmektedir.Gidişat değerlendirildiğinde ise süresi bilinmemekle birlikte, taraflar arasındaki mücadelenin devam edeceği anlaşılmaktadır.” dedi.

ABD Ticaret Bakanı Ross’un açıklamasının taktiksel bir manevra olarak yorumlanması gerektiğini söyleyen Alperen, “Çin, bu savaşı istememekte ve daha çok ABD’nin hamleleri karşısında savunma pozisyonunda kalmaktadır.Ancak Çin de ABD’nin bu adımlarına zaman içerisinde karşılık verecektir. Ross’un yaptığı açıklamada, vergileri Amerikan vatandaşlarının zarar görmemesi için ertelediklerini ifade etmesi ise bu savaşta ABD’nin de zarar gördüğünün üstü kapalı bir kabulü anlamına gelmektedir. Öte yandan 2019 yılının ilk yarısında Çin bütçesinin 106 milyar dolar cari fazla vermesi de Pekin’in yönetiminin elinin boş olmadığını ortaya koymaktadır.” açıklamasında bulundu.

Ecem TOPLAR (Milliyet Gazetesi-Diplomasi Muhabiri)

ABD’nin bir dünya devi olduğunu; fakat teknolojinin gelişmesiyle birlikte küreselleşen dünyadaki rekabetin arttığını ifade eden Diplomasi Muhabiri Ecem Toplar, “Son yıllarda Çin, yaptığı atılımlarla uluslararası pazara yönelik ürün satışını artırdı. Buna ek olarak İpek Yolu ağının tekrardan etkinleştirilmesiyle de pazara eskisinden daha kolay ulaşmaya başladı. Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz aylarda dünyanın iki numaralı akıllı telefon üreticisi Huawei, ABD ambargosuyla karşı karşıya kalmıştı. ABD’nin bu markayı hedef göstermesi ise küresel dengelerde kafa karışıklığı ve endişe yaratmıştır. Nitekim firmalar da olası yaptırımlara karşı kendilerini sigorta altına almaya başlamıştır. Çünkü bir devlet, iş dünyasına doğrudan müdahale etmiş ve bir şirketi hedef göstermiştir. Bu krizin artçıları henüz atlatılmaya başlanmışken, ABD ile Çin arasında yeni gelişmeler baş göstermiştir.” dedi.

G20 Zirvesi’nde Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ileABD Başkanı Trump’ın bir arayageldiğini hatırlatan Toplar,“Trump, görüşmenin ardından ‘Aslında anlaşmaya çok yakındık; fakat bir şeyler oldu ve süreç biraz koptu.’demişti. Daha sonrasında yeni bir gelişme yaşandı ve ABD, Çin ürünlerine getirilen ek vergi uygulamasını 15 Aralık 2019 tarihine kadar ertelediğini duyurdu. Pekin’in tutumu ise çok net oldu. Çin tarafı söz konusu ertelemeyi, ABD halkının yılbaşında ucuz hediye satın alabilmesi ve ABD seçimleri öncesinde Trump’ın tepkileri kontrol altında tutması amacıyla atılmış bir adım olarak değerlendirdi.2019 yılının Eylül ayında ticari faaliyetler için yapılması beklenen müzakereler de ucu açık bir tarihe ertelendi. G20’deki sakin ortam yine ilişkilerde kopukluk seviyesine ulaştı.” açıklamasında bulundu.

Son olarak Toplar, “ABD karşısında güçlü bir devlet görmek istememektedir. Çin gerek nüfusu gerekse de ucuz iş gücüyle Asya’nın yükselen yıldızıdır.” şeklinde konuştu.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,028BeğenenlerBeğen
232TakipçiTakip Et
2,627TakipçiTakip Et
273AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz