ABD-Çin İlişkilerinde Ticari Savaş İhtimali

8 Kasım 2016 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerde 45. Amerikan Başkanı olarak seçilen Donald Trump, seçim kampanyaları boyunca Çin ile ilgili olarak sürekli Çin’in parasını manipüle ettiğini ve Amerikalıların işlerini çaldığını ifade etmiştir. Trump’ın, Barack Obama’nın aksine ABD’yi dış politikada korumayı amaçlayan bir strateji izleyeceği çok net görünmektedir. Donald Trump, Hillary Clinton’ın uluslararasılaştırılmış dış politikasına müttefiklerin ABD’ye güvenerek yük getirmeleri yerine kendi güvenliklerini sağlamakla sorumlu olması gerektiği vurgusuyla seçim kampanyası boyunca saldırmıştır. II. Dünya Savaşı sona erdiğinden beri, ABD küresel önceliğini ön planda tuttuğu bir strateji izlemiştir. Donald Trump ile birlikte, bu strateji terk edilecek görünmektedir. Bu korumacı dış politikasında da hedefteki ilk aktörün Çin olması muhtemel gözükmektedir. Güney Çin Denizi, Asya Pasifik ve Ortadoğu gibi bölgelerde rekabet halinde olan ABD ve Çin arasındaki ilişkilerde, ticari ve ekonomik ilişkiler belirleyici bir unsuru oluşturmaktadır. İlişkilerde ekonomik boyut, öncelikleri dengeleme de belirleyici etmendir.  İki ülke arasında ticari odaklı başlayan ilişkiler, ekonomik işbirliği olarak hızla gelişme göstermiştir.

1994 yılında rekabet gücünü arttırmak isteyen Çin, devalüasyona başvurmuştur. Gelişmekte olan ülkeler içinde Çin, rekabet gücünü ekonomik ilişkilerde kaybetmemek için ulusal parasını düşük tutmuştur. Devalüasyon, Çin’in ihracatta gücünü arttıran bir politika olmuştur. Bu politika sayesinde 1997 Asya krizinden de diğer Asya ülkeleri kadar fazla etkilenmemiştir. 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyesi olan Çin’e DTÖ üyeliği bugünkü Çin’in ortaya çıkmasındaki en büyük faktör olarak yarar sağlamıştır. 2009 ve 2010 yıllarında iki Çin bankası en az 110 milyar dolar kredi vererek Dünya Bankasını geçmiştir. [1] 2015 yılında da Çin, ABD’yi geçerek satın alma paritesi bakımından dünyanın en büyük ekonomisi olmuştur.

Çin, ulusal para birimi yuanın uluslararası para birimi olmasını istemektedir. 30 Kasım 2015 tarihinde Uluslararası Para Fonu (IMF) yuanı rezerv paraları arasına eklemiştir.[2]  Böylece IMF’nin para sepetinde dolar, avro, sterlin ve yen ile birlikte beşinci para birimi olarak yuan yer almaya başlamıştır.

2030 yılına kadar da yuanın, dolar ve avro ile birlikte en büyük üç uluslararası para biriminden biri olacağı tahmin edilmektedir. Yuanın uluslararası para birimi olmasının Çin’e çok önemli katkıları olacaktır. Böylece uluslararası sözleşmelerde yuan kullanılabilecek, daha çok talep gören bir para birimi halini alacaktır. Dolar karşısında yuanın değeri konusunda Çinli ihracatçıların endişe etmesine gerek kalmayacaktır. Ticaretin hızla gelişmesi, yuanın değerinin artmasına katkı sağlayacaktır. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ekonomik reformlarının gerçekleşmesi için uygun bir ortam yaratılmış olacaktır. Bununla birlikte, Çin’in yuanı uluslararası para birimine dönüştürme beklentisinin doların çöküşüyle sonuçlanması ihtimali uzun vadede gerçekçi görünmemektedir.

Çin’in 1978’lerde hızla başlayan ekonomik büyümesi son zamanlarda büyüme hızının yavaşlaması sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Çin, sınırlarının ötesinde yeni yatırım ve ticari fırsatlar aramaya başlamıştır. 2013 yılı itibarıyla “Yeni İpek Yolu girişimini” de bu ihtiyaçtan hayata geçirmiş, bu girişime dahil ülkelerle ikili ilişkilerini geliştirme yolunu seçmiştir. Çin, farklı düzeylerdeki büyüme oranı ve bölgeler arası gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi ciddi sorunlar ile izlediği büyüme programının yavaşlaması sonucuyla karşı karşıya kalmıştır. Yatırımlarındaki artışın, özellikle Çin’in Güney ve Doğu kıyı şeridinde yoğunlaşması kıyı bölgelerinin zenginleşmesine, merkez ve Batı bölgelerinin fakir kalmasına neden olmaktadır. 2016-2020 dönemi ekonomik reformlarını ve kalkınma politikasını belirleyen Çin, 13. Kalkınma Planını açıklamıştır. Hukou sistemi, nüfusu köylü ve kentli olarak sınıflandırmakta, kentlere göç eden kesimin kentlerde yaşayan kesim gibi sosyal imkânlardan ve eğitim hizmetlerinden faydalanmasını engellemektedir.[3] Bu sistemin esnetilmesi ile bölgesel gelişmişlik farkının ortadan kaldırılması son dönemde Çin’in en önemli hedeflerinden biri halini almıştır. 2020 yılına kadar Hukuo sisteminde gerçekleştirmeyi planladığı reformda Çin, yavaş ve seçici hareket etmeyi uygun bulmuştur. Hukuo sistemini esneterek Çin, vatandaşlarının yaşam standartlarını iyileştirmeye odaklanmıştır. Böylece hızlanmasını kaybeden ekonomik büyümesinin ivmesini tekrardan canlandırmayı ummaktadır.

Donald Trump’ın henüz göreve başlamadan ABD-Çin arasında ticari savaşların yaşanabilmesi olasılığı tartışmalarına pazartesi günü Çin’in elektronik ticaret devi Alibaba’nın kurucusu ve sahibi Jack Ma ile görüşmesi orta yol arandığını kanıtlamış ve son noktayı koymuş görünmektedir. Görüşmenin esas noktasını ABD’deki olası yatırım imkânları ve bu imkânlar vasıtasıyla Amerikalılara istihdam yaratılması oluşturmuştur.[4] Çin’in ucuz işgücü dolayısıyla ortaya konulan ucuz malları tüm dünyayı olduğu gibi ABD’yi de olumsuz etkilemektedir. Amerikalı şirketler, Çin’in düşük maliyetleriyle mücadele edememektedir. Sonuç olarak, Amerikalılar işlerini kaybetmek zorunda kalmaktadır. 2006 yılından beri Çin, yuanın değer kazanmasına izin vermektedir. Bununla birlikte ABD’nin kredi kriziyle başlayıp 2008’de küresel krize dönüşen Mortgage Krizinde Çin, ABD faizlerinin oranlarının düşük kalabilmesi için ABD hazinesine ait kâğıtlardan almıştır.  Çin hazineye ait kâğıtlardan almasaydı, faiz oranlarının yükselmesi ihtimali ortaya çıkabilirdi. Bu durumda çok net göstermiştir ki; ABD ekonomisi ve Çin ekonomisi birbirine bağımlıdır, birbirinden etkilenmektedir. Çin, en fazla dolar rezervine sahip ülke durumundadır. Her iki ülkenin rekabet ettikleri, çıkarlarının çatıştığı alanların olmasına rağmen, ortak çıkarları ağırlıktadır. Donald Trump’ın iki ülke arasında bir ticari savaşı tetikleyecek herhangi bir hareketten önce, ortak yol bulma çabaları kazan-kazan işbirliği çerçevesinde değerlendirilmelidir.


[1] Sebastian Heilmann,Dirk H. Schmidt, China’s Foreign Political and Economic Relations: An Unconventional Global Power, Rowman & Littlefield, 2014, s.20.

[2] China’s yuan gains IMF reserve status, http://www.bbc.com/news/business-34957580

[3]Rumin Luo, Becoming Urban: State and Migration in Contemporary China, Kassel University Press, 2014,s.46.

[4] Donald Trump has ‘great meeting’ with Alibaba boss Jack Ma, http://www.bbc.com/news/world-us-canada-38564679

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Özlem Zerrin KEYVAN
Dr. Özlem Zerrin KEYVAN
2007 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden onur derecesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2010 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Doktorasını Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Soğuk Savaş Sonrası Avrupa Birliği-Çin İlişkileri- Tehditler, Fırsatlar, Öneriler başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Asya Pasifik bölgesi, Çin dış politikası, Güney Çin Denizi, Doğu Asya ve Güney Doğu Asya başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır. İngilizce, Almanca ve Çince bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,719TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz