ABD-Çin Hattında Huawei Krizi: Ticaret Savaşı Artık “Cep’te”

Google; donanım, yazılım ve teknik hizmetler gibi alanlarda Huawei’yle iş yapmayı askıya aldığını duyurdu. Bu açıklamanın ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli diğer teknoloji şirketlerinden de benzer adımlar atılmaya başlandı. Her ne kadar ABD tarafından Huawei’ye uygulanan kısıtlamaların 90 gün süreyle askıya alındığı duyurulsa da iki taraftan da sert söylemler ve hamleler gelmeye devam ediyor. Bu da krizin geçici bir durum olmadığına işaret ediyor. Zira ABD’nin Çinli teknoloji devine yaptığı kısıtlama, iki ülke arasında yaşanan ticaret savaşlarının teknoloji savaşına dönüştüğünün bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Washington ile Pekin arasındaki gerginliğin ticaret savaşından teknoloji savaşına dönüşmesini ve krizin bölgesel ve küresel etkilerini tartışmaya açarak alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Ragıp Kutay KARACA (İstanbul Aydın Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, Huawei’nin 1987 yılında Çin Ordusu’nun eski bir subayı tarafından kurulduğunu hatırlatarak, “Şirketin kuruluşuna ve kuruluşundan sonraki sürece bakıldığında, dünyanın en büyük mobil saha ekipmanı tedarikçisi olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Birçok telefon markası, kablosuz ağların bağlanmasını sağlayan donanımları Huawei’den almaktadır. Şirket, Türkiye’nin aralarında bulunduğu toplam 170 ülkede hizmet veren bir yapıya ulaşmıştır. Dünyanın en büyük telekomünikasyon şirketlerinin %80’yle de işbirliği içerisindedir. Bahsi geçen şirket, geçtiğimiz yıl satışlarıyla ABD’li teknoloji devi Apple’ı geride bırakmış ve Samsung’tan sonra en çok satış yapan ikinci telefon şirketi olmuştur.” dedi.

ABD’nin Çinli firmayı teknoloji hırsızlığıyla suçladığını söyleyen Karaca, “Japonya, Kanada ve Avustralya, başta Huawei olmak üzere Çinli bazı teknoloji şirketlerinin ekipmanlarının kullanımını yasaklayan yasal düzenlemeler yaptı. Aslında ABD, Huawei’yi hırsızlıkla suçlarken; dolaylı olarak Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC) ve Pekin Hükumeti’ni de suçlamaktadır. Söz konusu şirketin Pekin’le bağlantılı olduğu ve ürettiği donanımlarla devlete bilgi aktarılabileceği öne sürülmektedir.” şeklinde konuştu.

Çin’in yapay zekâ teknolojisine en çok para harcayan ülke konumunda olduğunu hatırlatan Karaca, “Bahse konu olan şirket, yapay zekâ çalışmalarının odak noktasındadır. Üstelik 5G teknolojisinde de dünyanın en önemli markasıdır. 5G teknolojisinin hayatımıza girmesi, yalnızca telefonlarımızın hızıyla ölçülecek bir şey değildir. Çünkü bu bir teknolojik devrimdir. Yaşanan gelişmeler, Huawei’yi ABD-Çin rekabetinin merkezine koymuştur. Bu kriz, dünyaya kimin hâkim olacağına ilişkin rekabetin teknolojiye yansıması şeklinde yorumlanabilir.” açıklamasında bulundu.

Dr. Öğr. Üyesi Fatma Anıl ÖZTOP (Kocaeli Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede Dr. Öğr. Üyesi Fatma Anıl Öztop, yaşanan krize rağmen Huawei yöneticilerinin Google yetkilileriyle yaptığı görüşmelerin sürdüğünü iddia etti. Öztop, “Söz konusu şirketin ABD’li teknoloji devleri karşısında yükselişe geçtiği görülmektedir. Üstelik bu firma, popülaritesi vasıtasıyla dünyanın gündeminde yer almaya da devam etmektedir.” şeklinde konuştu.

ABD’li Google şirketi tarafından atılan ve Çinli telefon devini hedef alan bu adımın uzun vadede kötü sonuçlar doğuracağını ifade eden Öztop, “Huawei Krizi’nin iki tarafa da olumsuz yansımaları olacaktır. En çok da ABD etkilenecektir. Washington tarafından Pekin’i hedef alarak yapılan açıklamalar, son dönemin popülist söylem ve hareketlerinden kaynaklanmaktadır. Ancak bu açıklamaların ülkeye olumlu bir etkisi olmayacaktır. Bununla birlikte söz konusu krizin uzun soluklu ve sürdürülebilir bir yönü de yoktur. Çünkü günümüzde teknoloji, insanların tercihleriyle alakalı hale gelmiştir. Yani bir teknolojik ürün, insanların beklentilerine ne ölçüde cevap verirse o kadar çok tercih edilir. Bu açıdan iki ülke arasındaki teknolojik savaş birtakım lüksleri kısıtlar; fakat durduramaz.” cümlelerini kurdu.

ABD ile Çin arasındaki teknolojik kriz karşısında üçüncü ülkelerin tepkilerine de değinen Öztop, “Üçüncü ülkeler maksimum faydayı nereden sağlıyorsa ve çıkarları neleri uygun görüyorsa, o doğrultuda hareket ederler. Bu ülkeler, rasyonel davranmak zorundadır. Dolayısıyla mevzubahis devletler, Çin’in iktisadi alanda izlediği politikalardan ziyade; rasyonellik çerçevesinde, fayda/maliyet analizi üzerinden hamlelerini gerçekleştirirler. Bu noktada Çin’in uyguladığı ‘herkes için teknoloji’ politikasının daha tercih edilebilir olduğu görülmektedir.” yorumunu yaptı.

Dr. Ümit ALPEREN (Süleyman Demirel Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının yeni başlayan bir mesele olmayıp eskiye dayandığını belirten Dr. Ümit Alperen, “Özellikle 2008 Finansal Krizi’nden sonra, Çin’in uluslararası ekonomik sistemde oyun değiştirici bir duruma gelmesi, ABD ve diğer yüksek teknolojiye sahip ülkeleri harekete geçirmiştir. ABD’yle ilişkiler bağlamında bakıldığında, Çin-ABD ilişkilerinde 1990’ların başından itibaren Çin Para Birimi Yuan’ın değerinin düşük olması ve ticaret açığı konusunun gündeme geldiği görülmektedir. Ancak Çin’in küresel ekonomideki gücünün ve etkisinin artması, meselenin ticaret savaşlarına dönüşmesine sebep olmuştur. Özellikle Pekin yönetiminin 2011 yılında başlattığı ve 2025 yılına kadar Çin’i ucuz mal üreten bir ülke konumundan yüksek teknolojiye sahip ülke konumuna taşmayı hedefleyen ‘Made in China 2025 Projesi’ çerçevesinde Çinli şirketlerin yüksek teknoloji üretmesi, ticaret savaşlarını tetiklemiştir. Bu bağlamda Çin’e yöneltilen en büyük eleştiri, Pekin’in oyunu piyasa ekonomisi kurallarına göre oynamadığı, Çinli şirketlerin satın alımlarını ve yatırımlarını politik motivasyonla yaptığı olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Huawei’nin dünyanın 170 ülkesinde 180 bin çalışanıyla faaliyet gösteren devasa bir şirket olduğunu belirten Alperen, “Bahsi geçen şirket, hem potansiyelinin yanında yüksek teknolojik bir özelliğinin bulunması hem de Çin’in küresel anlamda ilk markası olması nedeniyle çok önemlidir. Ticaret Savaşları’nın ticaret açığının kapanması meselesiyle sınırlı kalmayarak Huawei gibi yüksek teknoloji firmalarına yansıyacağı ve daha kritik boyut kazanacağı bekleniyordu. Mevcut ticaret savaşlarındaki temel mesele küresel ekonomik sistemde kimin daha etkin olacağı ve kural koyacağıdır. Huawei’nin sadece cep telefonu üretmeyip aynı zamanda 170 ülkede faaliyet gösteren Batı-dışı bir telekomünikasyon şirketi olması, dünyanın birçok ülkesinin haberleşme altyapısını inşa etmesi, Çin’in söz konusu ülkelere dahil olması anlamına gelmektedir.” dedi.

İki ülke arasında yaşananların dozunun zaman zaman artacağını ve antlaşmaya varılsa bile, ticaret savaşlarının bitmeyeceğini dile getiren Alperen, “Gelecek dönemde ABD’nin Çin’in önüne daha kritik maddelerle çıkacağını öngörebiliriz. İki ülke arasında devam eden ticaret savaşları, sadece ticaret açığından kaynaklanmamaktadır. Ancak Çin, güç ve etki olarak henüz ABD’ye meydan okuyabilecek konumda değildir. Çin yükselen; ABD ise küresel etkisini korumaya ve devam ettirmeye çalışan güçlerdir. Bu konjonktürde Çin’in ABD’ye karşı daha saldırgan davranarak kendisini açığa düşürmeyeceği açıktır.” yorumunu yaptı.

Son olarak Alperen, “Birkaç ay önce Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ülkesinin henüz gelişme evresinde olduğunu vurgulayan bir konuşma yaptı. Bu nedenle Çin, Huawei Kizi’ni yatıştırıcı hamleler yapacaktır. Krizin derinleşmesi ve Pekin’in kontrolsüz ya da kontrollü olarak saldırgan bir şekilde davranması, Çin’in aleyhine olacaktır. Pekin yönetimi için önemli olan şey, en az kayıpla bu savaşı bitirmektir. Zira Çin’in ABD’yle olan ilişkilerini kötüleştirerek savaşı kazanması durumunda, bu kazananın da kaybedeceği bir ‘Pirus Zaferi’ olacaktır. Çünkü iki ülke arasında karşılıklı bağımlılık sanılanın aksine oldukça yüksektir. Neticede Çin’in ABD’yle dostane olmasa da istikrarlı ve sürdürülebilir bir ilişkiye ihtiyacı var. Bu, Çin’in gelişmesi ve büyümesi için son derece önemlidir.” açıklamasında bulundu.

Umut ARIK (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Umut Arık, Huawei Krizi’nde dikkat edilmesi gereken iki önemli hususun bulunduğunu belirterek, “İlk olarak, Huawei’nin yazılı ve siber teknoloji açısından bazı gelişmeleri ABD’den lisans almadan, kendi icat ettiği bir şeymiş gibi kullanması durumu var. ABD’nin tepkisi bundan kaynaklanmaktadır. İkinci önemli nokta ise Çin’in teknoloji transferlerinden sonra ABD’ye çok yaklaşmış olmasıdır. Bu da ABD’nin bilişim ve siber sistem bağlantılarına Çin’in nüfuz etme imkânının artması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Çin’in teknolojik gelişimi, ABD’nin gözünü korkutmuştur.” dedi.

Arık, “İki ülke arasındaki ticarette, Çin’in çok daha avantajlı duruma gelmiş olmasından kaynaklanan birtakım problemler var. Washington, teknoloji konusunda Huawei’ye uyguladığı baskılarla Pekin’in avantajlarını elinden almaya çalışıyor. Çin ise bir noktadan sonra ABD’yle ilişkilerini geliştirmeye çalışacak ve Washington yönetiminin bazı isteklerini yerine getirecektir. Donald Trump’ın Huawei konusunun toplu uyuşma çerçevesinde çözülmesi gerektiği yönündeki açıklaması da gelecek dönemde ilişkilerin yumuşama göstereceğinin kanıtı olarak yorumlanabilir.” şeklinde konuştu.

ABD tarafından söz konusu şirkete atfedilen casusluk söylemlerine de değinen Arık, “Çin, lisans almadan ABD’den teknoloji transfer etmiş ve Washington tarafından eleştirilmiştir. Çin, teknoloji transferleriyle ve üretmiş olduğu yeni yazılımlarla ABD’de cereyan eden önemli teknolojik yeniliklere erişmiştir. Bu sayede ABD’nin iç siyaseti de dahil olmak üzere pek çok konuda ABD’den bilgi alma imkânına sahip olmuştur. Washington’un sıkıntısı da bu noktada başlamaktadır. Üstelik Çin, kendi bilişiminin karşı taraftan kontrol edilmemesi amacıyla ‘Altın Kubbe’ adını verdiği bir koruma sistemi de kurmuştur. Bu ise Washington’u daha da sıkıntıya sokmuştur. Zira Çin, ABD’yi izlerken; ABD’nin Çin’i izleme gücü azalmıştır. Tüm bu gelişmeler, ABD’nin söz konusu şirketi casuslukla suçlamasına sebep olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Ecem TOPLAR (Milliyet Gazetesi-Diplomasi Muhabiri)

ABD ve Çin arasında yaşanan krizin yeni olmadığını ve geçmişe dayandığını söyleyen Gazeteci Ecem Toplar, “İki ülke arasındaki gerginlik uzun yıllardır devam etmektedir. Çin, nüfusuyla dünyaya meydan okuyan bir devlettir. Hem nüfusu hem de ucuz iş gücü sebebiyle ticari anlamda diğer ülkelere göre daha çok tercih edilmektedir. Çin ve ABD arasında var olan ticari anlaşmazlığa ilişkin problemler, Trump’ın politikalarıyla belirginleşmiştir. Çin, Doğu’nun yükselen gücü olarak bilinmektedir. Bu ise gücün merkezinin Batı’dan Doğu’ya doğru kaydığının göstergesidir. Zaten ABD’nin amacı da bu güç değişimini engellemektir.” dedi.

Yaşanan gelişmelere daha geniş perspektiften bakılması gerektiğini belirten Toplar, “Huawei, iki ülke arasındaki krizde bir tehdit olarak gündeme gelmiştir. Söz konusu şirket üzerinden ABD’nin vermek istediği mesaj, ‘evet siz yükselmeye devam ediyorsunuz; fakat eğer benim markalarımın önünde engel oluşturursanız, ben de sizin önünüzü keserim’ şeklindedir. Bu mesaj, ABD’nin Türkiye ve İran’a yönelik tehditleriyle de benzerlik göstermektedir. Bu durum ise Trump’ın yanlış politikalarının sonucudur.” şeklinde konuştu.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

2,968BeğenenlerBeğen
217TakipçiTakip Et
2,355TakipçiTakip Et
267AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz