Irak Parlamento Seçimleri ve Sadr

Sadr Hareketi, Iraklı Şii siyasi partiler arasında Saddam döneminde varlık göstermiş olan tek siyasi oluşumdur. Söz konusu grup, Şiiler arasında orta ve fakir kesimlerin temsilcisi olarak tanınmaktadır. Tabanı bu iki kesimden oluşan ve kendine bağlı silahlı milisleri bulunan güçlü Şii yapılanmalardan biridir. 2003 yılından sonra toparlanarak siyasi bir hareket haline gelen Sadr grubunun adı, o tarihten itibaren çeşitli kanlı olaylarla anılmaya başlanmıştır. Iraklı Şiiler arasında önemli bir konuma sahip olan Sadr ailesi, bu grubun liderliğini üstlenmektedir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Koalisyon Güçleri 9 Nisan 2003 tarihinde Irak’ı işgal ettiğinde, mevzu bahis grup bu duruma sert bir biçimde karşı çıkmış ve işgalcilerin derhal Irak’ı terk etmesini istemiştir.

Siyasi açıdan istikrarlı bir duruş sergileyemeyen Sadr grubu, işgale karşı olmasına rağmen Saddam sonrası dönemde kurulan bütün hükümetlerde yer almıştır. Belediye, su işleri ve ulaştırma gibi bakanlıklarda görev alan hareket, toplumun orta ve fakir kesimlerine doğrudan ulaşabilmiştir.

ABD güçlerinin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinden sonraki dönem göz önünde bulundurulduğunda Sadr grubunun, işgalcilerin denetiminde kurulan hükümetler tarafından sürekli dışlanmaya çalışıldığı söylenebilir. Söz konusu grubun hem İran hem de ABD güçleri tarafından dışlanmasının temel nedeni, o dönemde oluşumun net bir biçimde tanınmaması ve ne ölçüde güce sahip olduğuna dair açık bir bilginin bulunmamasıdır. Dolayısıyla söz konusu dönemde Amerikalı diplomat ve aynı zamanda Geçici Koalisyon Yönetimi’nin Başkanı Paul Bremer, Sadr grubuna bağlı derginin yayımını bir süreliğine yasaklamış ve ardından Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu ile ABD işgal güçleri arasında ciddi silahlı çatışmalar yaşanmıştır. Sadr grubu, 2003 yılında Baas rejiminin devrilmesinden sonra büyük bir çoğunluğu orta kesime mensup Şiilerden oluşan Mehdi Ordusu’nu meydana getirmiştir. Mehdi Ordusu sahip olduğu önemli miktarda silah ve mühimmatı, Irak’ın eski ordusuna ait silah depolarını ele geçirerek elde etmiştir. Böylece Sadr, gelecek dönemde kurulacak Irak Hükümetlerinde yer alabilmek adına silahlı çatışmayı bile göze almıştır.

Sadr Hareketi, 2003 yılında Irak’ta yaşanan gelişmeler ışığında kurulan hükümette yer almaya yönelik isteğini, doğrudan açıklamak yerine dolaylı yöntemlerle dile getirmiştir. Bu bağlamda Mehdi Ordusu, Şiilerin en kutsal şehri sayılan Necef’de Amerikan işgalci güçleriyle çatışmalara girmiş ve o tarihlerde Sadr’ı etkisiz hale getirmek amacıyla Şii dini merci Ayetullah Ali Sistani, sağlık sorunları bahanesiyle Necef’i terk ederek acil bir şekilde İngiltere’ye gitmiştir. Sistani’nin durumun bu denli kötü olduğu bir dönemde Necef’i ve hatta Irak’ı terk etmesini, Sadr’ın ABD güçleri tarafından tasfiye edilmesine yeşil ışık yakması olarak değerlendirmek mümkündür. Fakat tüm bu baskılara rağmen Sadr grubu, ABD ve diğer Şii gruplar tarafından yok edilip ortadan kaldırılamamış, bunun aksine Irak’taki yeni siyasal ortamda etkili ve güçlü bir aktör olarak yerini almıştır. O tarihten itibaren Sadr grubu, gerçekleşen bütün seçimlere bazen diğer Şii gruplarla bazen ise tek başına katılmış; kurulan hükümetlerin tamamında yer almıştır.

12 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleşen Irak Parlamento Seçimlerine Mukteda es-Sadr, sürpriz bir şekilde bazı laik ve komünist gruplarla koalisyon oluşturarak katılım göstermiştir. Böyle bir yönteme başvurmasının temel nedenlerden biri, Iraklıların genel anlamda İslamcı söylemleri öne süren isimlerden rahatsız olmaya başlamasıdır. Ayrıca Sadr, Şii İslamcı liderlerin adının yolsuzluklara karışmasını sert bir biçimde eleştirmektedir. Üstelik Mukteda es-Sadr, çağrı yapması halinde yüz binlerce insanı sokağa çıkarabilme potansiyeline de sahiptir. Yerel düzeyde bu konularda avantajlı olmasının yanı sıra Sadr, uluslararası ve bölgesel arenada da kendisini kabul edilen bir isim olarak sunmaya çalışmıştır. Bu çerçevede Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez Ülkeleri ve Arap devletleriyle iyi ilişkiler tesis etmiş ve bu ülkelere ziyaretlerde bulunmuştur.

Tüm bunlarla birlikte Sadr’ı daha önemli kılan mesele, İran’a karşı sergilediği tutumdur. Bu bağlamda yüzyıllardır Arap kültürünü korumuş özgün bir aileden gelen Sadr, Farsların kontrolü altına girmeyi kabul etmemektedir. Zira Sadr ailesi, Irak’ın Necef kentindeki Şii merciinin başına Arap kökenli bir ismin gelmesi gerektiğini savunmaktadır. Dahası, Irak’ın işgalinin hemen ardından Amerikan güçlerinin Necef’te yer alan Sadr’a bağlı silahlı gruba askeri müdahalede bulunması, Sistani’nin dolaylı yollarla yaktığı yeşil ışığın bir sonucudur. Bu durum ise daha önce de işaret edildiği üzere, söz konusu dönemde Sistani’nin Necef’i sağlık sorunları bahanesiyle terk ederek Londra’ya gitmesiyle vuku bulmuştur.

Mukteda es-Sadr, 2003 yılından günümüze kadar liderliğini yaptığı siyasi ve askeri oluşum çerçevesinde ciddi değişiklikler yapmıştır. Özellikle 2003 yılında kurulan Mehdi Ordusu’nun bünyesindeki bazı isimleri, kötü tutumları nedeniyle bizzat kendisi uzaklaştırmış; daha ılımlı bir tavır sergilemeye başlamıştır. Bahse konu davranış, 2015 yılının başından itibaren daha net bir şekilde gözlenmiştir. Sadr yanlıları ise yolsuzluklara ve Iraklı siyasetçilerin dış mihrakların emellerine alet olmaması adına sert tepkiler göstermiştir. Bu kapsamda, Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda ülkeye, Iraklı siyasetçilerin yardımıyla yapılan müdahalelere karşı milyonları bir araya getiren gösteriler düzenlenmiştir.

Kısacası Sadr grubunun son seçimlerdeki başarısının sırrı, yukarıda söz edilen hususların yanı sıra kendisini devamlı bir şekilde yenileyip meydana gelen gelişmelere ayak uydurabilmesinden kaynaklanmaktadır.

Örneğin; Sadr Hareketi, genelde Irak halkının özelde ise Şii kesimin İran’ın ülkedeki nüfuzuna karşı duyduğu rahatsızlığı iyi okumuş ve bazı mantıklı adımlar atarak halktan yana olduğu yönündeki mesajını Iraklıların tamamına iletebilmiştir. Ayrıca Şii İslamcı kimliğini koruyarak diğer laik hatta komünist gruplarla anlaşılabileceğini de pratikte ispatlamıştır. Hepsinden önemlisi, ABD başta olmak üzere diğer Batılı güçleri, alenen ileri sürdüğü söylemlerine rağmen karşısına almamıştır. Sadr grubu, devamlı bir şekilde ABD’yi işgalci güç olarak tanımlasa da bugün izlediği politika göz önünde bulundurulduğunda, bu devleti doğrudan karşısına almak istemediğini söylemek mümkündür.

Mayıs 2018 tarihli Irak Parlamento Seçimlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından Sadr’a bağlı Sairun Listesi’nin 54 sandalye elde ederek ilk sırada yer almasıyla ABD’den bu konuyla ilgili gelen açıklamada; söz konusu listenin kazanmasının ABD-Irak arasındaki ilişkileri etkilemeyeceğine ve Washington’ın doğrudan Irak Ordusu ile eğitim ve lojistik destek bakımından temasta bulunduğuna; ayrıca Irak Ordusu’nun özellikle Devlet’ül Irak ve’ş Şam (DEAŞ) terör örgütüne karşı mücadelede profesyonelce davrandığına dikkat çekilmiştir. Asıl olarak ABD’den Sairun Listesi hakkında bu yönde bir açıklamanın gelmesi, dolaylı yoldan verilen desteğe işaret etmektedir. Diğer yandan sızan bazı haberler, ABD ile Sadr grubu arasında bir takım gizli görüşmelerin gerçekleştiğini ifade etmektedir. Fakat bu durum, söz konusu iki tarafın birbirlerine tamamen güvenerek sorunsuz bir biçimde işbirliği yapacakları anlamına gelmemektedir. Böylelikle iki tarafın daha çok karşılıklı çıkarlar çerçevesinde birbirlerine dolaylı yollardan yardım ederek işbirliğine gidecekleri söylenebilir.

Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’nin seçim sonuçlarını resmen açıklamasının ardından Iraklı siyasi gruplar hemen Sadr ile görüşmeye başlamıştır. Bu kapsamda Irak Başbakanı Haydar el-İbadi ile birlikte Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) eski Başkanı ve Partîya Demokrata Kurdistan (Kürdistan Demokratik Partisi/KDP) Başkanı Mesut Barzani, Sairun Listesi’nin zaferini kutlayan kişilerin başında yer almıştır. Diğer taraftan Sadr ile görüşen önemli isimler arasında İran’a yakınlığıyla bilinen ve Fetih Listesi’nin başkanı olan Hadi el-Amiri, el-Hikme Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim, Zafer “Nasr” Listesi’nin başkanlığını üstlenen Haydar el-İbadi, KDP, Yekîtîya Niştimanîya Kurdistan (Kürdistan Yurtseverler Birliği/KYB) ve Yeni Nesil Hareketi’nden (kurulan yeni bir Kürt hareketi olup, son seçimlerde Irak Parlamentosu’nda 4 sandalye kazanmıştır) isimler yer almıştır. Böylece her bir siyasi hareketin Sadr’a yakınlaşmak maksadıyla adeta sıraya girdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Fakat unutulmaması gerekir ki; seçimi kazanan listelerin geniş katılımlı bir siyasi koalisyonu teşkil etmeleri seçim sonuçlarının Irak yargısınca onanması gerekmektedir.

12 Mayıs 2018 tarihli Irak Parlamento Seçimlerinin ardından yaşanan önemli bir diğer husus, Irak Parlamentosu’nun seçim sonuçlarına doğrudan müdahale etmesidir. Parlamento, genel seçim yasasında önemli bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişikliklerin başında, sandıkların elektronik sistem yerine elle sayılması ve hepsinden önemlisi Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’ne bağlı komiserlerin işlerine son verilerek yerlerine dokuz yeni yargıcın atanmasıdır. Bu durum seçim sonrası oluşan gergin havanın daha da kızışmasına neden olmuş; ülkenin siyasi ve yasal boşluğa itileceği yönündeki korku halkı esir almıştır.

Seçim sonrası yaşanan, yukarıda bahsedilen gelişmelerin ardından Sadr, yeniden dengesiz politikalar izleyerek şimdiye dek sergilediği tutumunun tam tersi bir adım atarak herkesi şaşırtmıştır. Bu bağlamda Sadr’a bağlı Sairun Listesi’nin İran’ın doğrudan denetimi altında olan ve Haşdi Şabi’nin siyasi ayağı niteliğini taşıyan Fetih Listesi ile koalisyon oluşturduğu duyurulmuştur. Bu haberi Sadr ile Fetih Listesi’nin başkanı olan Hadi el-Amiri, gerçekleştirdikleri ortak bir basın toplantısında kamuoyuna açıklamıştır.

Şii karaktere sahip olmalarına rağmen birbirine uzak olan bu iki siyasi oluşumun aynı koalisyon çatısı altında bir araya gelmeleri, Rehber Ayetullah Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in Ramazan ayının son günlerinde Irak’ı ziyaretinden hemen sonra gerçekleşmiştir. Bu durum İran’ın Irak’ta kendi çatısı altında bir hükümetin kurulması için ciddi bir çaba harcadığının ve kendine yakın Şii siyasi grupları bir arada toplamaya çalıştığının bir göstergesidir. Bununla birlikte Sadr-Amiri arasında oluşan koalisyonun ardından Tahran’ın Irak’ta ABD ve Arap ülkelerine karşı bir adım öne geçtiğini söylemek mümkündür. ABD ve müttefiklerinin ise Tahran’ın bu önemli hamlesine bir karşılık vermeleri beklenmektedir. Çünkü bugün tamamen Tahran’ın kontrolü altında olan Fetih Listesi ile bir arada gelinmesi dolayısıyla istikrarlı bir politika izlemediği düşünülen ve gelecekte hangi adımı atacağı belli olmayan Sadr grubundan oluşacak yeni Irak Hükümeti’ne, Washington ve müttefiklerinin onay vermeyeceği kesindir. Böylece Sadr’ın 2015 yılından itibaren öne sürdüğü yolsuzlukla mücadele ve seçimlere laik gruplarla girilmesi gibi adımların; halkı kandırma amacı taşıdığı ve bir seçim taktiğinden öteye geçemediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla Irak’ın siyasal yaşamında reformun, Sadr gibi istikrarlı politikalar izleyemeyen ve belirli bir stratejiye ya da prensibe sahip olmayan siyasi ve dini bir şahsiyet tarafından gerçekleştirilmesi adeta imkânsız görünmektedir.

Yazarın diğer yazıları