515. Yıldönümünde İran-Rusya İlişkileri

30 Ocak 2017 tarihinde İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, İran-Rusya tarihi ilişkilerinin 515. yıldönümü dolayısıyla Hariciye Bakanlığı’nın resmi web sayfasında bir mesaj yayınladı. Beş asırlık Moskova-Tahran ilişkilerinin önemine vurgu yapan Bakan, iki komşu ülkenin ilişkilerinin derinleşmesinin Orta Asya ve Ortadoğu bölgelerindeki güvenlik, istikrar ve kalkınmanın köşe taşı olabileceğini belirtti. Ayrıca Zarif, iki ülkenin bilim-kültür elitleri ve uzmanları arasındaki görüş alışverişinin; kültürel diplomasi ve özellikle de siyasi ve ticari alanlarda ikili ilişkilerin güçlendirilmesi için yeni bir fırsat olabileceğine dikkat çekti.[1]

İran’ın, Suriye Krizi’nin çözümünde Rusya ve Türkiye’yle beraber garantör ülke olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Cevad Zarif’in belirttiği gibi, gerçekten de Moskova-Tahran hattının bölgesel güvenlik açısından önemli olduğu aşikârdır. Bu yazıda, beş asırlık İran-Rusya ilişkilerinin gelişimi masaya yatırılarak Moskova ve Tahran’ın sadece konjonktürel stratejik ortaklar değil, uzun vadede müttefikler olabilme olasılığı tartışılacaktır.

Tarihsel Arka Plan

Tarihsel olarak, Hazar’ın güneyinde bulunan İran ve Hazar’ın kuzeyinde bulunan devletler birbirlerini her dönemde rakip olarak görmüşlerdir. Eskiden de Hazar’ın iki yakasında kurulan devletler birbirleriyle Kafkaslar ve Orta Asya için mücadele ederlerdi. Genel olarak, iki rakipten biri çok güçlü olduğunda zayıf olan, bölgedeki ya da bölge dışındaki üçüncü bir devletle ittifak yapardı. Örneğin; 6. yüzyılda bozkırlarda hâkim olan Göktürkler, Sasani İran’ıyla karşı karşıya gelmişlerdir. Aralarındaki sorun diplomasiyle çözülemeyince, Göktürkler Bizans’la ittifak kurarak Sasani İran’ını mağlup etmiştir. Daha sonra, 8. yüzyılda İran’ı ele geçiren Emeviler ve ondan da sonra bölgenin hakimiyetini ele alan Abbasi hilafetleri de Hazar’ın kuzeyinde bulunan Hazar Hanlığı ile sürekli mücadele etmişlerdir. İran’ın Gazneliler, Selçuklular, Harzemşahlar ve Cengiz Han hakimiyeti altında olduğu dönemlerde kuzey-güney rekabeti dinmiş gibi görünse de; 13. yüzyılda, Cengiz Han İmparatorluğu’nun varisleri olan kuzeydeki Altın Orda ile güneydeki İlhanlılar arasında çetin bir rekabet baş göstermiştir. Bu rekabette Altın Orda, Mısırlı Memlükler ile ittifak kurarak, İlhanlıların İran’ını sıkıştırmayı başarmıştır. 14. yüzyılın sonunda ise, Altın Orda Hanı Toktamış ile İran’ı ele geçiren Emir Timur acımasız bir mücadeleye tutuşmuş; 16. yüzyıla gelindiğinde Moskova Prensliği diğer Altın Orda varislerini yenerek kuzeyde başat güç olmayı başarmıştır. İran’da ise Safeviler hakimiyeti sağlamışlardır. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in, 515. yıldönümünü kutladığı İran-Rusya ilişkileri işte bu dönemde başlamıştır. 1556 yılında Rusların Hazar’ın kuzeyindeki en büyük liman olan Astrahan’ı almasıyla, Rus ticaret gemileri Hazar Denizi’ne çıkabilmiş ve bu sayede İran’la ticaret başlamıştır.

İlk başlarda Rusya ve İran arasında yakın ilişkiler kurulmasına neden olan faktör, Osmanlıların iki devletin ortak düşmanı olmasıdır. İran, Osmanlılarla mücadelesinde Rusya’yı kendi tarafına çekmek istemiştir. İki devlet arasındaki diplomatik ilişkiler, 1521 yılında Şah İsmail’in Rusya Çarı III. Vasili’ye elçi göndermesiyle başlamıştır. 1586 yılına gelindiğinde, İran ve Rusya arasında sürekli diplomatik ilişkiler kurulmuştur.

Ne var ki Rusya-İran ilişkileri de daha önceki kuzey-güney rekabetinden kurtulamamıştır. 1651-1653 ve 1721-1723 yıllarında iki devlet, Kafkaslarda çatışmalar yaşamıştır. Bu iki çatışmada da İran üstün gelmiştir. Ancak 19. yüzyıla gelindiğinde, gittikçe zayıflayan Kacar Hanedanı hâkimiyetindeki İran, Rusya’ya karşı toprak kaybetmeye başlamıştır. 1803-1813 ve 1826-1828 yıllarında yapılan savaşlar sonucunda imzalanan Gülistan ve Türkmençay Anlaşmaları uyarınca, Rusya sınırı Aras Nehri’nin kuzeyine dayanmıştır. Yani, İran Kafkasları kaybetmiştir. 1829 yılında Rus işgaline öfkelenen halk, tepki olarak Tahran’daki Rus Büyükelçi Aleksandr Griboyedov da dahil bütün Rus heyetini katletmiştir. Griboyedov, 2016 yılında Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un suikastinden önce öldürülen tek Rus büyükelçidir. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde, 1881 yılında yapılan Ahal Anlaşması’na göre İran Orta Asya’yı da Rusya’ya bırakmıştır. 1907 yılında İngiltere ve Rusya arasında yapılan anlaşmaya göre, İran’ın kuzeyini (Tebriz, Tahran, İsfahan, Meşhed şehirlerini) Rusya kontrol altına alırken; Basra Körfezi’ni ise İngiltere hakimiyet altına almıştır. İki nüfuz arasındaki bölge nötr alan olarak ilan edilmiştir.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde, iki devlet de büyük dönüşüm yaşamıştır. Kuzeyde Sovyetler Birliği Çarlık Rusya’yı değiştirirken; güneyde Kacar Hanedanı’nın yerini Pehlevi Hanedanı almıştır. İran’la SSCB arasında 1921 yılında yapılan anlaşmaya göre, Rusya 1828 yılındaki sınırlarına çekilmiş ve İran’a Hazar’ı kullanma hakkı tanınmıştır. Bu şekilde ilişkiler iyileşebilecekken, Sovyetler gücünü topladıkça İran’a komünizm ihraç etmeye çalışmıştır. İkinci Dünya Savaşı esnasında İran’ın tarafsız olmasına rağmen Kızıl Ordu, İran’ın kuzeyini işgal emiştir. Hatırlanacağı üzere İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzenin tartışıldığı ve Stalin, Churchill ve Roosevelt arasında gerçekleşen toplantıların ilki Tahran’da düzenlenmiştir. Konferansın sonunda büyük güçler İran’ın bağımsızlığını tanımış, böylece İran BM’nin kurucu üyelerinden olmuştur.

Savaş sonrasında, İran’ın Sovyetleri tehdit olarak algılaması Tahran’ı Batı blokuna doğru itmiştir. Sonuç itibarıyla, İran Soğuk Savaş döneminde SSCB karşıtı CENTO örgütünde yer almıştır. Bununla birlikte, 19. yüzyıldan bu yana devam eden İran’daki Rus nüfuzu sona ermiştir. 1979 yılında İslam Devrimi ile İran İslam Devleti’nin kurulması ve Batı’yla ilişkilerinin bozulması da Rus-İran ilişkilerini düzeltememiştir. Hatta Sovyetler İran İslam Cumhuriyeti’ni tanıyan ilk devlet olmasına rağmen, İran ideolojik olarak ateist olan SSCB’yi “öteki” olarak algılamıştır. İran-Irak Savaşı’nda seçeneği olmayan Sovyet Rusya ise silahlarını Irak’a satmıştır.

İşbirliği Dönemi

1990’lı yıllarda Sovyet Birliği’nin parçalanması, İran’a bölgede büyük fırsatlar sunmuştur. Artık Rusya’yla İran arasında karasal sınır kalmamış; iki ülke sadece Hazar üzerinde komşu olmuşlardır. Ayrıca İran’ın dış politika anlayışında pragmatizm, ideolojiden daha ağır basmıştır. Sonuçta, İran-Rusya ilişkileri iyileşmeye başlamıştır. İki ülkenin çıkarları şu noktalarda örtüşmektedir:

İlk olarak, küresel çapta iki devlet de Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle oluşan tek kutuplu dünya düzeninden oldukça rahatsızdır. Bu sebeple hem İran hem de Rusya, ABD’yi dengelemeye çalışan ve çok kutuplu dünya düzeni için çalışan devletlerin safında yer almışlardır. Henüz tam üye olmasa da Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) İran’a gözlemci üye statüsü vermiştir. İran’ın ŞİÖ’ye tam üyeliğinin önündeki engel, Tahran’ın nükleer programı yüzünden uygulanan BM yaptırımlarıdır. Yaptırımların kaldırılmasından sonra İran’ın ŞİÖ’ye tam üyeliği an meselesidir. Zaten Çin Cumhurbaşkanı Xi[2]  ve Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov[3], İran’ın ŞİÖ’ye tam üyeliğini destekleyeceklerini belirtmişlerdir. Kısacası İran, Moskova ile Pekin’in başını çektiği çok kutuplu dünya düzenini destekleyen ülkelerin yanında yer almaktadır.

İkinci olarak İran ve Rusya; Kafkaslar’da, Orta Asya’da ve Ortadoğu’da işbirliği yapmaktadır. Moskova ve Tahran, ABD ve Türkiye’nin eski Sovyet coğrafyasında güçlenmesinden korkmaktadır. Özellikle Türkiye’nin Pantürkizm fikri, iki devletin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturmaktadır. Dolayısıyla Kafkaslarda, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan hattına karşı Moskova-Erivan-Tahran ittifakı oluşmuş durumundadır. Eski Sovyet Orta Asya’sında ise İran, Rusya çıkarlarına ters düşmemeye çalışmaktadır. Afganistan konusunda iki ülke işbirliği yapmaktadır. Çünkü Afganistan’daki istikrarsızlık iki ülkeyi de tehdit etmektedir. Ortadoğu’da ise Suriye Krizi ve Rusya’nın bölgeye geri gelmesiyle Moskova ile Tahran arasındaki ikili ilişkilerde tarihte hiç olmadığı kadar yakınlaşma gözlemlenmiştir. 2016 yılında İran’ın Suriye’yi bombalayan Rus hava güçlerine askeri üs sağlaması, Moskova-Tahran ilişkilerinde yeni açılan çağın sinyali niteliğindedir.

Bölgesel konularda, daha açık ifadeyle İslam dünyasında, Rusya kendini “İslam’ın savunucusu” olarak tanıtmaya çalışmaktadır. Aslında Rusya’da 25-30 milyon Müslüman yaşamaktadır. Dolayısıyla Rusya, İslam dünyasının bir parçasıdır; zaten İslam İşbirliği Örgütü’ne de gözlemci üyedir. Rusya’nın bu statüyü kazanmasında İran’ın ciddi desteği olmuştur. Şimdi ise Lavrov’un belirttiğine göre Moskova’nın önceliği, İslam dünyasında Şii-Sünni çatışmasını önlemektir.[4] Bu amaç için de Rusya’nın İran’a ihtiyacı vardır. Başka bir deyişle İran, Rusya’nın İslam dünyasındaki ortağıdır. Sonuç olarak Rusya ve İran bütün bölgesel konularda işbirliği yapmaktadır.

Üçüncü olarak Rusya ile İran arasındaki ikili ilişkilere gelince, Moskova ve Tahran nükleer enerji konusunda işbirliği yapmaktadır. Hatırlanacağı üzere, İran’ın Buşehr’deki nükleer santrali Rusya yardımıyla inşa edilmiştir. Bu alandaki işbirliğinin devam edeceği tahmin edilmektedir. İkili ilişkilerin ikinci başlığının silah ticareti olduğu ifade edilebilir. Bilindiği üzere Rusya 1991 yılından bu yana İran’a silah satmaktadır. Bu silahlar İran’ın kara, hava ve deniz kuvvetlerini oluşturmaktadır. İran, özellikle hava saldırılarına karşı savunma sistemleri satın almaktadır. Ayrıca Rusya, İran’ın kendi silahlarını üretmesine de yardımcı olmaktadır. Rus şirketleri, nükleer enerji ve silah satışının dışında İran otomobil sanayisinde ve demir yollarının modernizasyonunda yer almaktadır.

İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerden bahsedersek, İran-Rusya arasındaki ticaret hacmi ancak 3 milyar dolardır. Bu sayının, İran ekonomisine karşı uygulanan yaptırımların kaldırılmasından sonra artacağı beklenmektedir. Özellikle, İran-Azerbaycan-Rusya arasındaki demiryolunun 2017 yılında tamamlamasıyla bölgesel ticaret hacminin artacağı kesindir.[5] Ayrıca Rusya, İran’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB)’ne üye olmasını desteklemektedir. Bu da kısa sürede gerçekleşecek bir gelişme değildir. Büyük ihtimalle İran, beklendiği gibi, bu yıl AEB ile serbest ticaret anlaşması yapacaktır.[6]

Sorunlar

İran ve Rusya, genel olarak küresel, bölgesel ve ikili ilişkilerde birbiriyle işbirliği yapmaktadır. Ancak iki ülkenin çıkarlarının çeliştiği durumlar da söz konusudur. Her şeyden önce iki ülke halkları arasında hala güvensizliğin var olduğunun altı çizilmesi gerekir; ki bu aslında stratejik ortaklığın en temel unsurudur. İranlılar, Çarlık Rusya’sının İran topraklarını işgal ettiğini ve Sovyet Rusya’sının İran’da komünist rejim kurmaya çalıştığını hala unutmamıştır. Aynı zamanda, Ruslar da Griboyedov gibi değerli bir yazar ve diplomatın katledildiğini unutmamıştır.[7] İki toplum arasındaki güven sorununun giderilmesi için, sıkı ilişkilerin sadece bürokratlar arasında değil iki halk arasında da mevcut olması gerekmektedir.

Moskova-Tahran arasındaki önemli sorunların biri de Hazar Denizi’nin hukuksal statüsüdür. Bu konuda iki taraf arasındaki görüş ayrılığı çeyrek asırdır aşılamamıştır. İki devletin bu konuda 1921 yılında yaptığı anlaşma miladını doldurmuştur. Zira, Hazar etrafında artık sadece iki devlet değil, beş devlet bulunmaktadır. Rusya, Hazar’ın zemininin “orta çizgi” kuralına göre paylaşılmasını desteklemektedir. Aslında bu teze Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan da destek vermektedir. İran ise, deniz zemininin beş ülke arasında yüzde yirmişer oranla paylaşılmasını istemektedir. Deniz yüzeyine gelince, Rusya ve diğer eski Sovyet Cumhuriyetleri Hazar’ın uluslararası taşımacılığa açık olmasını ve ortak kullanımını desteklerken; İran deniz yüzeyinin milli sınırlara bölünmesini istemektedir.[8]

İran ve Rusya arasındaki diğer bir olası anlaşmazlık da Suriye’nin geleceğiyle ilgilidir. Her ne kadar bugün iki ülke Suriye’de işbirliği yapıyorsa da, aslında Moskova ve Tahran’ın öncelikleri farklıdır. Moskova’nın önceliği, çatışan tarafların uzlaşmasını sağlamak ve Suriye’nin devlet olarak ayakta kalmasını temin etmektir. Aslında Rusya, Beşar Esad rejimini değil; Suriye devletini desteklemektedir. Moskova, Suriye’de kendisine yakın rejimin yönetimi almasını sağlamak amacıyla bölgede bulunmaktadır. Öte yandan İran için Beşar Esad rejimi, Suriye devletinden daha önemlidir. Tahran için Suriye’de Alevi-Şii yönetiminin bulunması hayati önem taşımaktadır ki bu sayede İran, bölgedeki nüfuzunu koruyabilmekte ve Lübnan Hizbullah’ını destekleyebilmektedir. Kısacası, İran’ın bölgedeki bütün stratejisi Esad rejiminin ayakta kalması ve Suriye’nin Alevi-Şiilerce yönetilmesi üzerine kuruludur. Buna ek olarak, bölgede İran ve Rusya’nın İsrail algısı tamamen farklıdır. Ayrıca Kremlin, İran’ın Yemen’deki politikasını da desteklememektedir.[9]

Moskova ve Tahran arasındaki bir olası sorun da, iki ülkenin ABD’nin yeni yönetimiyle ilişkileridir. Başkan Trump şimdiden Rusya’yla iyi ilişkiler kuracağının sinyalini verirken, İran’la ilişkilerin daha sert olacağını da bizzat kendi söylemektedir. Eğer İran-Rusya yakınlaşmasının temelinin “ABD karşıtlığı” olduğunu varsayarsak, Moskova ve Washington ilişkilerinin iyileşmesi Moskova-Tahran işbirliğine gölge düşürebilecektir. Bu bakımdan önümüzdeki dönemin, Rusya-İran ilişkileri açısından sınavlarla dolu geçeceği tahmin edilmektedir.

Sonuç

Tarih boyunca Hazar’ın iki yakasında bulunan devletler birbiriyle çatışmışlardır. İran-Rusya ilişkileri de bu kaideden muaf değildir. Beş asırlık tarihinde Rusya-İran ilişkileri; Osmanlı’ya karşı ittifakı, Kafkaslar üzerinde rekabeti, savaşı, düşmanlığı ve sonunda Batı’ya karşı işbirliğini tecrübe etmiş bulunmaktadır. 21. yüzyılda Rusya ve İran’ın çıkarları küresel ve bölgesel konularda örtüşmektedir. Son zamanlarda ise, iki devlet Suriye üzerinden yakınlaşarak neredeyse stratejik ortak gibi hareket etmektedir. Ancak Moskova-İran hattında sorunlar da yok değildir. Hazar’ın hukuksal statüsü, Suriye’nin geleceği ve ABD ile ilişkiler, İran-Rusya arasındaki potansiyel sorunlardır. İki ülke arasındaki ticaret hacmi de beklenilenden çok daha düşüktür. En önemlisi, iki ülke halkları birbirlerini düşman olarak algılamasa da “öteki” olarak görmektedir. Eğer Hazar’ın kuzeyi ile güneyi bu sorunları aşabilirse, o zaman Moskova-Tahran hattının Avrasya’nın yapıcı eksenine dönüşme olasılığı çok yüksektir.


* Fotoğraf damadam.ir’dan alınmıştır.


[1] ‘Zarif’s message on 515th year of historical relations between Iran and Russia’ 30/01/2017    http://en.mfa.ir/index.aspx?fkeyid=&siteid=3&pageid=1997&newsview=437334

[2] “China supports Iran’s application for full membership of SCO”. News (Xinhuanet). Tehran, Iran: Xinhua News Agency. 23 January 2016. Retrieved 11 June 2016.

[3] Сергей Лавров: США пытаются сдерживать отношения всех стран с Россией 07.04.2015

https://ria.ru/interview/20150406/1056972507.html

[4] Сергей Лавров: США пытаются сдерживать отношения всех стран с Россией 07.04.2015

https://ria.ru/interview/20150406/1056972507.html

[5] Бакинские коридоры: Россия, Иран и Азербайджан достроят международный транспортный коридор

08.08.2016  https://www.gazeta.ru/business/2016/08/08/10110611.shtml

[6] Iran Ready to Sign Free Trade Zone Agreement With EEU in 201714.11.2016 https://sputniknews.com/politics/201611141047434540-iran-eeu-free-trade-sign/

[7] Дмитрий Тренин, ‘Россия и Иран: недоверие в прошлом и сотрудничество в настоящем’ 08 сентября 2016 http://carnegie.ru/2016/09/08/ru-pub-64508

[8] Ali A. Jalali, ‘The Strategic Partnership of Russia and Iran’ From Parameters, Winter 2001-02, pp. 98-111. http://strategicstudiesinstitute.army.mil/pubs/parameters/articles/01winter/jalali.htm

[9] Дмитрий Тренин, ‘Россия и Иран: недоверие в прошлом и сотрудничество в настоящем’ 08 сентября 2016 http://carnegie.ru/2016/09/08/ru-pub-64508

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Dinmuhammed AMETBEK
Dr. Dinmuhammed AMETBEK
ANKASAM Avrasya Masası Başkanı

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,714TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz