2019’da Türk Dünyası

Son yıllarda uluslararası politikadaki eğilimi, Doğu’nun yükselişi ve Batı’nın çöküşü olarak tanımlarsak yanılmış olmayız. Özellikle de Avrasya kıtası bağlamında düşündüğümüzde, Doğu Asya ülkelerinin ekonomik ve siyasal ağırlığının artmakta olduğunu söyleyebiliriz. Buna paralel olarak Avrupa ülkelerinin de eski çekiciliğini kaybetmekte olduğu gözlemlenmektedir. Bu çerçevede yükselen Asya ve dağılmakta olan Avrupa arasında bulunan Türk Dünyası, tarihi bir fırsat yakalayabilir. Dolayısıyla Türk Dünyası merkezli jeopolitik okumalara öncelik verilmesi gerekmektedir.

İlk olarak jeopolitiğin sadece coğrafyanın politikaya etkisi olarak değil, politikanın coğrafyayı şekillendirmesi olarak anlamamız gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle jeopolitik analiz, aslında coğrafi kavramları şekillendirme anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Türk Dünyası merkezli okuma yaparken; her şeyden önce yabancı jeopolitik öznelerin kavramlarından kurtulmamız gerekmektedir. Örneğin “Ortadoğu” kavramının Batı’nın jeopolitik önceliklerini göz önünde bulunduran bir kavram olduğu dikkate alınmalı ve bu kavramın yerini alacak yeni kavramlar üretilmelidir.

Türk Dünyası, halihazırda altı jeopolitik özneden oluşmaktadır. Bunlar Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’dır. Bu devletlerin arasında hem askeri-ekonomik hem de demografik açıdan Türkiye’nin başat güç olduğu ortadadır. Özellikle devlet geleneği bakımından Türkiye, Türk Dünyası’nın bağımsızlığını kaybetmeyen tek devletidir. Sovyet Birliği’nden ayrılan diğer Türk devletlerin arasında ise ekonomik güç olarak Kazakistan ve Azerbaycan’ın ön plana çıktığı görülmektedir. Bu ekonomik güç, iki ülkenin de dış politikada da etkin davranabilmesine olanak sağlamaktadır. Ayrıca Özbekistan ve Türkmenistan’ında ekonomik potansiyelleri güçlüdür. Ancak aynı durum, Kırgızistan için söylenemez. Nitekim Kırgızistan, ekonomik zayıflığından dolayı her ne kadar dış güçlerin müdahalesine açık görünmektedir. Ancak buna rağmen Kırgızistan’ın özgürlükler ve girişimcilik konusunda bölge ülkelerine örnek olduğu ifade edilebilir. Bu devletlerin Türk Dünyası’ndaki entegrasyon çabalarına olan ilgisine baktığımızda ise sadece Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’nin Türk Keneşi’ne üye olduğunu görmekteyiz.

Türk Dünyası; batısında Avrupa’yla, kuzeyinde Rusya’yla, doğusunda Çin’le ve güneyinde Afganistan, İran ve Arap Dünyası’yla sınırdaştır. Türk Dünyası’nı kendi içinde Türkistan, Kafkasya ve Anadolu ile Balkanlar olmak üzere üçe ayırabiliriz. Avrasya kıtasının tam ortasından batıya doğru açılan Türk Dünyası, doğu-batı ve kuzey-güney istikametindeki önemli ticaret ve ulaştırma hatlarında yer almaktadır. Bu konum, Türk Dünyası’nın stratejik önemini arttırmaktadır. Çin’in kıta içinden Avrupa ve Afrika’ya açılması için Türk Dünyası’na ihtiyacı olduğu gibi, Avrupa’nın da Doğu Asya’ya açılması için Türk devletleriyle anlaşmak zorun olduğu aşikardır.

Yukarıda belirtilen bilgiler bağlamında Türk devletleri, eğer aralarındaki bütünleşmeyi güçlendirebilirse, Türk Dünyası’nın Avrupa ile Asya arasındaki üçüncü bir dengeleyici güç haline dönmesi mümkündür. Ancak bütünleşmenin önünde coğrafi engeller de vardır. Örneğin Hazar Denizi, Türk devletleri arasında kesintisiz kara ve demiryolları ağı oluşturulmasını engellemektedir. Bu durumda Türk devletleri ya Hazar’ın kuzeyinde bulunan Rusya’yla ya da denizin güneyindeki İran’la ya da her ikisiyle de işbirliği geliştirmek zorundadır. Bu durumda Türk Dünyası’nın Rusya ve İran’ı da kapsayan işbirliği formatlarına öncelik vermeleri gerektiği belirtilebilir.

Rusya ve İran üzerinden gözlemlenen jeopolitik gerçeklerden hareket ederek 2018 yılını değerlendirdiğimizde, 2017 itibarıyla başlayan ve Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün işbirliğine dayanan Astana Süreci’nin başarılı bir şekilde devam ettiği ve bu üçlü ittifakın sadece Suriye Krizi’ne ilişkin çözüm arayışlarına değil; Avrasya merkezli gelişmelere de olumlu tesir ettiği gözlemlenmektedir. Türkiye açısından bakıldığında Astana Süreci’nin en somut başarısı Suriye Krizi bağlamında İdlib’de yaşanabilecek insanlık dramının önlenmesidir. 2019 yılında ise Ankara’nın önündeki en büyük sınavın Fırat’ın doğusundaki terör unsurlarına yapılacak operasyonlar olacağı anlaşılmaktadır. Söz konusu operasyonlarda ise Astana Süreci ve özellikle Türkiye-Rusya işbirliği belirleyici olacaktır. Bu noktada Fırat’ın doğusu meselesi üzerinden yaşanabilecek bir Türkiye-Rusya krizi durumunda, tıpkı 2015 yılındaki Uçak Krizi’nde olduğu gibi, Kazakistan’ın arabuluculuk rolünü üstlenebileceği öngörülebilir.

Türk Dünyası’nın Kafkasya cephesinde de 2018 yılında önemli değişikliklerin yaşandığı bilinmektedir. 2018 yılında Azerbaycan’ın bölgenin önemli aktörü olarak ön plana çıktığı görülmektedir. Bakü’nün Moskova ve Tahran ile geliştirdiği işbirliği, onun manevra alanını genişletmiştir. Burada Astana Süreci bağlamında Türkiye’nin Rusya ve İran ile yürüttüğü yakınlaşmanın Azerbaycan’ın dış politikasında da olumlu yansıdığını vurgulamak gerekir. Nitekim Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2018 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le altı kez bir araya gelmesi, Azerbaycan-Rusya ilişkilerinin seviyesini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Bölge devletlerinin liderleri arasındaki karşılıklı güven duygusu, 2018 yılının Haziran ayında açılışı yapılan TANAP projesinin gerçekleşmesine de imkan tanımıştır.

2018 yılında Azerbaycan-İran ilişkileri de önemli bir mesafe kat etmiştir. Azerbaycan’ın Bağlantısızlar Hareketi dönem başkanlığı da ikili ilişkilerin kurumsallaşmasını tetiklemiştir. Ekonomik ilişkiler bakımından ABD’nin İran’a karşı yaptırım uygulamaya başlamasına rağmen Bakü-Tahran işbirliğinin bahsi geçen dönemde daha da derinleştiği öne sürülebilir. Örneğin 2018 yılı Haziran ayında Azerbaycan-İran ortak otomobil fabrikası üretimini başlamıştır. Ayrıca Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru bağlamında da Azerbaycan’ın Rusya ve İran nezdindeki önemi artmıştır. Dolayısıyla 2019 yılında da Bakü’nün bölgesel işbirliğine yönelik diplomatik adımları devam edecektir.

Kafkasya bölgesinde 2018 yılında yaşanan en önemli gelişme, Ermenistan’daki iktidar değişimidir. Mayıs ayında başbakan olarak iktidara gelen Nikol Paşinyan, 9 Aralık 2018 tarihindeki parlamento seçimleriyle konumunu güçlendirmiştir. Erivan’daki bu değişim, Karabağ Sorunu’nun çözümü ve genel olarak Azerbaycan-Ermenistan ve dolayısıyla Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin düzelmesi bakımından umut vericidir. Paşinyan’ın vadettiği ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi için Ermenistan’ın bölgeyle entegre olması ve onun için de Karabağ Sorunu’nun çözmesi gerekmektedir. Dolayısıyla 2019 yılında 30 yıldır devam eden Karabağ Sorunu’nun çözülmesi için büyük fırsat doğacaktır.

2018 yılında Türkistan bölgesinde daha önceki senelerde de olduğu gibi, Kazakistan’ın etkinliği devam etmiştir. Astana, artık sadece Kazakistan’ın değil bütün bölgenin çıkarları için öneriler getiren önemli bir aktör haline gelmiştir. Kazakistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) geçici üye statüsüyle dahil olması da 2018 yılındaki ilgi çekici gelişmeler arasındadır. Zira Kazakistan, Afganistan sorununu BMGK’nın gündemine taşımıştır. 2018 yılında 20. yıl dönümünü kutlayan Astana, artık küresel politikada önemli toplantıların gerçekleştiği güzide şehirler arasında yer almaktadır. Bu başarıyı pekiştirmek adına Astana’da yeni Finans Merkezi’nin açılması da son derece önemli bir gelişmedir.

2018 yılında Kazakistan’ın “Manevi Diriliş” programı devam etmiş ve bu çerçevede Güney Kazakistan Vilayeti’nin adının Türkistan Vilayeti olarak değiştirilmesi, yalnızca Kazakistan’da değil; bütün Türk Dünyası’nda heyecan yaratmıştır. Ayrıca 2018 yılında Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in yayınladığı “Büyük Bozkırın Yedi Özelliği” başlıklı makale ve orada önerdiği projeler de Türkistan devletlerinin Türklük söylemine sahip çıkmaya başladığının somut göstergesi olmuştur. 2019 yılının Ocak ayının ilk günlerinde de yine Nazarbayev’in Doğu Kazakistan Vilayeti’ne bağlı Zıryansk ilçesinin adını Altay olarak değiştirmesi, 2019 yılında da Kazakistan’ın “Manevi Diriliş” programının devam edeceği ve bu kapsamda Türk Dünyası’ndaki ortak değerlerin gündeme gelmeye devam edeceği anlamına gelmektedir.

Türkistan bölgesindeki diğer bir önemli gelişme de Özbekistan’ın etkin dış politikayı tercih etmesiyle bölgesel bütünleşmenin devam etmesi olmuştur. Bölgenin devlet başkanlarının arasındaki resmi ve gayri resmi görüşmeler, bölgesel işbirliğine ivme kazandırmıştır. 2018 yılındaki Nevruz kutlamalarını Nazarbayev’in Kazakistan’da değil, Özbekistan’da Şevkat Mirziyoyev ile beraber geçirmesi de bu bağlamda sevindirici bir gelişmedir. Ayrıca Özbekistan ve Kazakistan’ın iki ülkeye de geçerli “İpek Vizesi”ni uygulamaya başlaması, Türkistan’ın geleceği bakımından dikkate değerdir. 2019 yılında ise Kırgızistan ve Tacikistan’ın da İpek Vizesi’ne katılması beklenmektedir.

Özbekistan, artık Türkistan bölgesinin kilit ülkesi konumunun gerektirdiği sorumlulukla hareket etmeye başlamıştır. Mirziyoyev’in bölge ülkeleri arasındaki sınır sorunları ve su sorunları gibi hassas meselelerde uzlaşıya açık bir tavır sergilemesi, Türkistan ülkeleri arasındaki karşılıklı güven duygusunu güçlendirmektedir. Türk Dünyası bütünleşmesi bağlamında Mirziyoyev’in Kırgızistan’da düzenlenen Türk Keneşi zirvesinde konuk katılımcı olarak hazır bulunması ve Özbek yetkililerinin Türk devletleri arasında düzenlenen diğer toplantılara da katılması, Taşkent’in yakın gelecekte Türk Keneşine üyeliğinin gerçekleşeceği öngörüsünü güçlendirmektedir. Aynı şekilde Taşkent’in 2018 yılının Mart ayında Afganistan konusunda da inisiyatif kullanması da dikkat çekicidir:[1]

“Son dönemde Afganistan’daki barış sürecinde aktif rol almaya başlayan Özbekistan, Orta Asya’daki güvenlik ve istikrarı doğrudan etkileyen bu sorunun çözümü için Taşkent’te 70 ülkenin üst düzey yetkililerinin katıldığı Uluslararası Afganistan Konferansı’nı düzenledi. Mirziyoyev ve Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin ev sahipliğinde düzenlenen konferansın ardından Afganistan Hükümeti ve Taliban arasında herhangi bir ön koşul olmaksızın doğrudan müzakerelerin başlatılması, ülkedeki siyasi sürece Taliban’ın dahil edilmesi ve sağlanacak siyasi uzlaşı ile ülkede çatışmalara son verilmesini hedefleyen Taşkent Deklarasyonu imzalandı. Ayrıca Taşkent’te Orta Asya ülkeleri ile Afganistan arasındaki iş birliğinin yeni formatı olan “Orta Asya+Afganistan” (C5+1) dışişleri bakanlarının ilk toplantısı gerçekleştirildi.”

Bahse konu gelişmeler ışığında 2019 yılında da Taşkent’in Afganistan konusunda girişimlerde bulunmaya devam edeceği iddia edilebilir. Afganistan’ın istikrara kavuşması, Türkistan bölgesinin Güney Asya’ya açılması anlamına geleceği için Özbekistan’ın girişimlerini bölge devletleri de destekleyeceklerdir. Diğer yandan 2018 yılının Kırgızistan için de önemli bir yıl olduğu söylenebilir. 2017 yılında seçilen Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov, dengeli bir dış politika anlayışı oluşturmayı başarmıştır. Söz konusu yılda Bişkek’in Türk Keneşi, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün dönem başkanlıklarını yürütmesi de belirtilen dengeler açısından oldukça önemlidir. Türk Dünyası bütünleşmesi bağlamında 2015 yılından bu yana çeşitli sebeplerden dolayı ertelenen Türk Keneşi zirvesinin 2018 yılında Çolpon Ata’da düzenlenmesi de önemli gelişme olmuştur. Bu bağlamda 2019 yılında da Türkistan ile Çin arasında büyük stratejik öneme haiz olan Kırgızistan’ın dengeli dış politikasını devam ettireceği ve Kazakistan ile Özbekistan tarafından başlatılan entegrasyon sürecine destek vermeye devam edeceğini belirtebiliriz.

Kendisinin tarafsızlık statüsünden dolayı diğer bölge ülkelerine göre daha pasif duran Türkmenistan’ın özelde Türkistan ve genelde Türk Dünyası’nda yaşanmakta olan dinamizmle beraber, 2019 yılında daha aktif olacağını öngörebiliriz. Nitekim doğu-batı istikametinde etkinleşen ticaret ve ulaştırma güzergahları, Aşkabat’ın da daha etkin olmasını gerektirmektedir. Aynı şekilde Türkmen doğalgazının TANAP ve TAPİ (Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan) projeleri üzerinden pazarlama gereksinimi de Türkmenistan’ın inisiyatif kullanmasını gerektirmektedir.

Türk Dünyası’nda 2018 yılında jeopolitik anlamda yaşanan en önemli gelişmelerin biri de hiç kuşkusuz Hazar Denizi’nin statüsü hususunda ortaya çıkan mutabakatın yazılı anlaşma halini almasıdır. 12 Ağustos 2018 tarihinde imzalanan Aktav Anlaşması, denize kıyısı olan Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan için büyük bir başarıdır. Nitekim Türk devletlerinin Rusya ve İran’a bağımlı olmadan enerji nakliyatı ve ulaştırma güzergâhlarını geliştirmesi için Hazar Denizi’nin hukuki statüsünün belirlenmesi büyük bir kazanımdır. Bu anlaşmaya ek olarak Türkistan’daki ülkelerin, bölgedeki demiryolu ağlarını ve 2017 sonunda Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye arasında açılan Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattını da göz önünde bulundurduğumuzda, Aktav Antlaşması’nı Türk Dünyası bütünleşmesine ivme kazandıran ve aynı zamanda Asya ile Avrupa arasındaki Türk Dünyası’nın stratejik önemini güçlendiren bir adım olarak değerlendirebiliriz.

Sonuç olarak, 2019 yılında Türk Dünyası’nı risklerle beraber olanaklar da beklemektedir. Neticede Türk devletleri, aralarındaki işbirliğini güçlendirebildikleri ölçüde Avrasya jeopolitiğindeki etkinliklerini artıracaklardır. Bu bağlamda başta Türk Keneşi olmak üzere TÜRKSOY, TürkPA ve Türk Akademisi gibi Türk Dünyası’nın bütünleşmesi hedefi doğrultusunda çalışan kurumların daha da etkin hale gelmeleri gerekmektedir.

2019 yılında Türk Keneşi 7. Zirvesi Azerbaycan’da düzenlenecektir. Zirveye Özbekistan’ın da katılması beklenmektedir. Eğer Şevket Mirziyoyev daha kararlı adımlar atarsa, Özbekistan’ın Türk Keneşi’ne üye olması da sürpriz olmayacaktır. Türk devletlerinin ortak duruş sergilemeleri ve yükselen Asya’yla duraklama devresine giren Avrupa arasında yeni bir dengeleyici güç olarak algılanmaları mümkün hale gelebilir.

2019 yılında Türk Dünyası’nı bekleyen risklere gelince, Suriye Krizi’nin Türkiye-Rusya işbirliği çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Moskova, Türkiye’nin sadece Suriye’de değil; genel olarak Avrasya jeopolitiğindeki öneminin farkındadır. Bu nedenle de 2019 yılında, Suriye’deki siyasi çözüm hızlanacaktır. Bu da ülkenin normalleşmesi anlamına gelecektir. Diğer taraftan 2019 yılında Afganistan konusunun kritik bir sorun olarak ön plana çıkacağını öngörebiliriz. Bu konuda da Türk devletlerinin inisiyatif kullanmaları gerekecektir. Çünkü Afganistan, jeokültürel olarak İran’ın, Rusya’nın ya da Çin’in bir uzantısı değil; Türkistan coğrafyasının bir parçasıdır. Dolayısıyla Özbekistan’ın girişimleri ve Türkiye’nin inisiyatif aldığı “Asya’nın Kalbi İstanbul Süreci” gibi süreçler açık bir biçimde desteklenmelidir.

2019 yılında Türkiye-Rusya-İran arasındaki işbirliğinin daha da güçlenmesine özen gösterilmelidir. Zira bu işbirliği Türkiye’nin Batı karşısında manevra alanını genişlettiği gibi, Azerbaycan ve Türkistan devletlerinin dış politikalarına olumlu yansıyacaktır. Bu çerçevede Türk Dünyası ülkelerinin İran’ın bölgeye kazandırılmasına yönelik projeleri desteklemesi gerekmektedir. İran’da yaşanacak olası bir istikrarsızlığın bölgeye olumsuz etkisi olacağı gibi, İran’ın Türk Dünyası’yla etkileşimi, ekonomik anlamda Türkiye-Türkistan ilişkilerinin güçlendirecek ve aynı zamanda İran’ın Türklük kimliği bağlamında normalleşmesine de sebep olacaktır. Benzer bir şekilde Türk Dünyası ülkelerinin Rusya’yla olan işbirliği süreçlerini de derinleştirmesi gerekmektedir. Ankara-Moskova işbirliği sayesinde 2019 yılında, Suriye’de kalıcı barışın sağlanması mümkün olabilir. Hatta Azerbaycan’ın Rusya’yla işbirliği de Bakü’ye Erivan karşısında avantaj sağlayabilir. Türkistan devletlerinin Rusya ile Avrasya Ekonomik Birliği ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü çerçevesindeki ilişkileri de bölgenin ekonomik ve siyasal güvenliği açısından zaruridir. Bu işbirliği, Rusya Federasyonu’ndaki Türk Tataristan ve Başkurdistan gibi Türk cumhuriyetlerinin kimliklerine de olumlu etki etmektedir. Bu bağlamda 2019 yılında Tataristan’da gerçekleştirilecek olan Altın Orda Devleti’nin 750. yıldönümü kutlamaları, tüm Türk Devletleri tarafından desteklenmelidir.

2019 yılında Türk Dünyası’nın Çin’le işbirliğinin de artacağı aşikardır. Bu işbirliği Çin’in bölgeyle etkileşimi anlamına gelmektedir. Bu durum, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde son dönemde daha önce görülmeyen boyutlara ulaşmış bir biçimde baskılara maruz kalan Uygur, Kazak ve Kırgız gibi Türk Müslümanların durumuna da olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Türkistan ve Çin’in etkileşimi, karşılıklı bağımlılığı doğuracağı için taraflar birbirinin hassasiyetlerine dikkat etmeye başlayacaktır. Çin’in gittikçe şiddetlenen ABD ile rekabeti Pekin’in Avrasya’ya yönelmesini zorunlu kıldığı için Türkistan devletleri ile Çin arasındaki işbirliğinin daha da derinleşmesi kaçınılmazdır.


[1] Bahtiyar Abdukerimov, “Özbekistan, 2018’de Bölgesinin İstikrarına Odaklandı”, Haberler.com, 31 Aralık 2018, https://www.haberler.com/ozbekistan-2018-de-bolgesinin-istikrarina-11592443-haberi/, (Erişim Tarihi: 04.01.2018).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Dinmuhammed AMETBEK
Dr. Dinmuhammed AMETBEK
ANKASAM Avrasya Masası Başkanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,843BeğenenlerBeğen
159TakipçiTakip Et
1,924TakipçiTakip Et
216AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz