Ortadoğu, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirdiği bir alandır. Bölgenin ekonomik, siyasi, jeopolitik ve sosyolojik önemi asırlardır küresel güçleri cezbeden nitelikler arasındadır. Ortadoğu’nun geniş bir coğrafi alanı kapsıyor olması, bölgedeki tarım faaliyetleri ve hidrokarbon oranının artması bölgeyi dünya petrol rezervlerinin büyük bir kısmına sahip kılmıştır. Söz konusu coğrafi bölgenin Akdeniz, Hint Okyanusu ve Atlas Okyanusu’na kıyısının bulunması, bölgeyi kıtalararası ulaşım hususunda önemli bir konuma oturtmuştur. Zengin hammadde kaynaklarına haiz olması, bölgenin ekonomik anlamda kendine yetebilmesini sağlamıştır. Eğer bölgenin doğal kaynakları dengeli bir strateji çerçevesinde kullanılabilirse, Ortadoğu dünyayı etkisi altına alabilecek aktörler oluşturacaktır.

20. yüzyılda siyasi, ekonomik ve toplumsal unsurların üzerine kurulan Ortadoğu, şiddet ve dramatik olayları içerisinde bulunduran tarihsel bir dönemden geçmektedir. Arap Baharı’nın Ortadoğu’da demokrasiyi sağlayamamış olması ekonomik, siyasi ve toplumsal alanlarda kargaşa yaratacaktır. Suriye, Libya ve Yemen gibi Arap ülkelerinde devlet mekanizmasının çökmesi bu ülkelerin sınırlarını değiştirilebilir bir hale getirmiştir. Askeri müdahale kapsamında ABD başta olmak üzere Arap kimliğine sahip olmayan güçler, Ortadoğu’da nüfuz sahibi olmak için bir yarış içerisine girmiştir.

Somali’nin yaşamış olduğu kriz ve Sudan’ın bölünmesi Arapların bölgesel etkisinin ne denli azalmış olduğunu gözler önüne sermektedir. Arap ülkelerinin Suriye, Libya, Yemen ve Irak’ta meydana gelen iç savaşlarda etkili olamaması bölgesel dengeyi sağlayabilecek bir gücün yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. Siyasal yapılara karşı yükselen tepki, Ortadoğu’da dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar serttir. Bu çerçevede Latin Amerika’daki gösteriler, Kuzey Afrika ve Sudan’da meydana gelen köktendinci terör eylemleriyle kıyaslanamaz. Ortadoğu’nun gelecekte daha çok kargaşa ve düzensizliğe şahit olması beklenen gelişmeler arasındadır. Bölge nüfusunun değişen yapısı bağlamında sağlanabilecek uyum, yeni bir siyasal temelin oluşturulmasıyla doğrudan bağlantılıdır.
ABD’nin Ortadoğu’yu kontrol etmek adına attığı adımlar uluslararası hukuk kurallarının ihlaline neden olmuş ve devletin birçok hususta hataya düşmesine sebebiyet vermiştir. Belirtmek gerekir ki ABD, Rusya’nın bölgedeki müttefikleri olan Irak ve Libya’yı nüfuz alanından çıkarmıştır. Diğer yandan Washington, bölgede uyguladığı politikalarla Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit etmeye başlamıştır. Bölgenin yaşadığı durumun sebepleri gözetilmeksizin söylenebilir ki birçok bölgesel sorun bağlamında ABD temel bir aktör değildir.

Bu raporda sizlere Ortadoğu’nun geleceğiyle ilgili öngörüler sunulacaktır. Bölge aktörlerinin karar alma mekanizmalarının 2018 yılında karşılaşabileceği zorluklar ve bu sorunlar karşısında uygulanabilecek olası senaryolara değinilecektir.


İNDİR

Bu çalışma ile ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

2,793BeğenenlerBeğen
106TakipçilerTakip Et
1,723TakipçilerTakip Et
211AbonelerAbone

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz

BENZER YAYINLAR

2017’de Nasıl Bir Ortadoğu: Riskler, Tehditler Fırsatlar

Osmanlı Devleti toprakları, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından savaşta galip gelen güçler tarafından paylaşılmıştır. Bu çerçevede,...

İran’ın Güvenlik Politikalarında Devrim Muhafızları Ordusunun Yeri

Ordu, bir devletin en temel hedefi olan varlığını devam ettirmesi başta olmak üzere, çıkarlarının elde...