15 Temmuz’un İran Boyutu…

15 Temmuz’un üzerinden iki yıl geçti. Fakat yol açtığı sonuçlar halen gündemdeki yerini korumaya devam ediyor; özellikle de yaşanılan geçiş sürecinin hassasiyeti ve buna yönelik iç-dış tepkiler boyutu göz önünde bulundurulduğunda. Dolayısıyla, ikinci yılın sonunda “ikinci bir 15 Temmuz” olasılığının tartışılmasının altında da bu husus yatıyor.

Mevcut şartlarda yeni bir darbe olasılığı halen devam etmektedir. Peki, bunu neye göre söylüyoruz? Daha önceki yazılarımda da (örneğin; “15 Temmuz Darbesinin ‘Harici Boyutu’…”, “15 Temmuz İhanet Darbesi’ne Giden Süreçte Rusya Faktörü”, “Türkiye Üzerinde 15 Temmuz Rövanşı mı?”, “Dugin’den Darbe Uyarısı mı, Darbeye Davet mi?”) ifade ettiğimiz şartların ve ilişkiler durumunun devam eden varlığından dolayı. Bir diğer ifadeyle ABD/NATO’yu Türkiye’de doğrudan bir müdahaleye iten 16 Nisan, 27 Haziran, 8-9 Temmuz süreçleri daha da bir ivme kazanmış durumda. Nasıl mı?

Öncelikle şu tespitimizi bir kez daha yapmakta fayda var: 15 Temmuz Türk siyasi hayatında olduğu kadar, Türk dış politikası açısından da önemli bir kırılma ve dönüm noktasıdır. Zira 15 Temmuz’u hazırlayan önemli nedenlerden birisi, Türkiye’deki değişim-dönüşüm süreci ve bundan duyulan rahatsızlıktır.

Mevzu Türkiye olduğunda; Türk dış politikasının seyri ile iç yapılanma sürecindeki paralelliğin yol açtığı birtakım endişeler çok farklı reflekslere yol açıyor. Nitekim Türk siyasi hayatı Osmanlı’nın son döneminden itibaren, özellikle de 1833 Balta Limanı Antlaşması sonrası yaşanan gelişmelere bakıldığında bununla ilgili çok sayıda somut örnek görülecektir.

Mevzuyu biraz daha açmak gerekirse… Osmanlı’nın son döneminden itibaren kaçınılmaz bir hale gelen denge politikası her zaman için rahatlıkla hayata geçirilememiş ya da zaman zaman istenilen sonuçları vermemiştir. Bu sonuçta Osmanlı ve “diğerleri” bağlamında gündeme gelen “çıkar çatışmaları” ve “beka” mevzuu hiç kuşkusuz önemli bir yere sahiptir.

Burada değişmeyen ve değiştirilmesine müsaade edilmeyen husus, Osmanlı’dan itibaren Türkiye’nin “Batı Kulübü”nden çıkışına müsaade edilmemesi ve Batı politikalarının bir parçası olarak kendisine sahada verilen roller olmuştur. Bunun için de devlet Batılı bir yapıya büründürülmeye çalışılmıştır. Buna yönelik direnç ya da farklı çıkışlar “cezalandırılmıştır”.

Son 15 Temmuz başarısız darbe girişimi de bu tespitten muaf değildir. Nitekim iki yıl önce kaleme aldığım “15 Temmuz İhanet Darbesi’ne Giden Süreçte Rusya Faktörü” başlıklı yazımda söz konusu darbenin en önemli nedenlerinden birini Türk dış politikasında ön plana çıkan Rusya boyutu ve bu kapsamda sağlanan dengenin verdiği manevra/hareket kabiliyeti ile devletin yeniden yapılandırılmasına yönelik sabote girişimi olarak yazmıştım.

15 Temmuz Öncesi ve Hemen Sonrası Üç Kritik Tarih…

Ne mi demek istiyorum? Çok basit; 15 Temmuz’a giden süreçteki sebep-sonuç ilişkisi… Eğer birbirinden farklı-ilgisiz gibi görünen parçaları, olayları dikkatlice bir araya getirebiliyorsanız zaten tablo karşınıza çıkar. Yani detayları bir araya getirebilme ve onu okuyabilme sanatı. Bu kapsamda çok uzaklara gitmeden başarısız darbe girişiminden hemen önce  ve sonrasında yaşananlara kısaca bir göz atmakta fayda var.

Bunlar içerisinde en önemlisi 16 Nisan 2017 referandumudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu referandumla birlikte ABD’nin 1946’da kendisine dayattığı sistemi milli iradenin desteğiyle reddediyor ve yeni uluslararası sistemde yeni bir Türkiye inşa sürecine onay alıyor. (Dolayısıyla Batı 16 Nisan referandumunu Kulüpten çıkma sürecinde önemli bir adım olarak görüyor ve buna müsaade etmem diyor.)

Bir diğer önemli olay, 27 Haziran’da Rusya ile arasındaki krizi sonlandırıyor ve ABD/NATO başta olmak üzere, Batı’nın kendisine yönelik olası bir operasyonuna karşı adı konulmamış yeni bir ittifak sistemini başlatıyor. Bugün Astana ile sembolleşen bu bölgesel ittifak sürecinin de verdiği rahatlamayla birlikte 24 Haziran’da olayın adını koyuyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Batı’nın müttefiklik ilişkileri adı altında kamufle ettiği “dış politika aracı” olmaktan çıktığı gibi, daha bağımsız ve güçlü bir ülke inşası için kendi sistemini inşa imkânını da dış politikadaki bu manevrası ile elde ediyor.

8-9 Temmuz Varşova Zirvesi’nde ise ABD/NATO’nun Rusya’ya yönelik girişimlerinin bir parçası olmayı reddettiği gibi bunu veto ediyor. Bu veto, 15 Temmuz’a adeta davetiye çıkarıyor ve Türkiye’yi riskli ülke ilan eden NATO düğmeye basıyor.

Türkiye her ne kadar Brüksel Zirvesi’nde birtakım iltifatlara mazhar olsa da, kazın ayağı öyle değil. Zira önünde önemli bir sınav daha var; o da İran boyutu…

İran “Yeni Bir Darbe Gerekçesi” Olabilir mi?

Büyük bir olasılıkla “evet”. Türkiye’nin özellikle Rusya ve İran mevzuundaki duruşunu koruması böylesi bir yeni müdahale sürecine yol açabilir. Bununla ilgili önümüzde iki önemli büyük deneyim/örnek söz konusu. Birincisi rahmetli Menderes’in SSCB yani Ruslar ile yeniden bir başlangıç arayışı, yani “Rusya Dengesi”nin Türk dış politikasında tekrar sağlanması. Diğeri ise 2003’e giden süreçte Türkiye’nin Ortadoğu’da statükodan yana bir dış politika izlemesi, dolaylı olarak da Irak’a müdahale edilmesin ya da Saddam kalsın demesiydi.

Türkiye bugün İran’a yönelik olası bir müdahalenin karşısında olduğu gibi, onunla bölgesel krizlerin, tehditlerin bertaraf edilmesinde birlikte hareket ediyor. Örneğin; Suudi-Arabistan Katar Gerginliği, Barzani’nin çıkarttığı “BOP Kürdistanı”nı hedefleyen 25 Eylül Referandum Krizi ve kuzey Suriye merkezli gelişmeler gibi…

Daha da ötesi İran, bugün Türkiye’nin Rusya ile birlikte inşa ettiği Astana sürecinin üçüncü sacayağını oluşturuyor. Yani ilişkiler görünenden daha da derin. Bundan ötürü Türkiye, 28 Aralık 2017’den bu yana komşusundaki istikrarsızlaştırma girişimlerine sıcak bakmıyor. İran’ın Ankara büyükelçisinin bu konudaki çıkışı ve son olarak birkaç gün önce Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Rıza Hakan Tekin’in ABD’nin İran’a karşı tek taraflı yaptırımlarını yasal görmediğini belirtmesi bu açıdan önemli birer gösterge…

Dolayısıyla Türkiye’nin duruşu belli… ABD/NATO ikilisinin bu duruşa nasıl bir cevap vereceği (her ne kadar bu bilinen bir sır olsa da) önemli. Türkiye önemli bir sürece daha girmiş durumda. Fakat buradan peşinen ilan edelim: Türkiye, Rusya ile ilişkiler noktasında taviz vermediği gibi İran noktasında da bir tavize yanaşmayacaktır.

Bu noktada ikinci bir 15 Temmuz girişimi ise birçok şeyin sonu ve yeni bir sürecin ilanı, başlangıcı olacaktır!

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,719TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz